13.3 Milyar Dolar Nasıl Buharlaştı

Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen, uzun süredir tartışılan konuya açıklık getirmek amacıyla, bir araştırmayaptırdı. Amacı, sektörün üzerindeki vergi ve mali yükleri ortaya çıkarmaktı. Son 11 ...

1.03.2002 02:00:000
Paylaş Tweet Paylaş

Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen, uzun süredir tartışılan konuya açıklık getirmek amacıyla, bir araştırmayaptırdı. Amacı, sektörün üzerindeki vergi ve mali yükleri ortaya çıkarmaktı. Son 11 yıla ait rakam, bankacıların şikayetinin çok haklı olduğunu gösterdi. Çünkü, bu dönemde bankacılıktan devlete tam 13.3 milyar dolar aktarılmıştı. Şimdi bankacılar bu konuda bir iyileşme talep ediyor.

 

Çok değil, birkaç yıl öncesinde bankalar, maliyetler açısından çok rahat davranıyorlardı. İyi bir müşteri geldiğinde, teminat mektubu verebilmek için, damga vergisini karşılamayı hiç umursamıyorlardı. Hatırlı müşteriyi kaçırmamak uğruna, çoğu zaman KKDF, BSMV gibi kesintileri bankanın cebinden ödüyorlardı. Bir anlamda çok ince hesaplar yapılmıyor, bazı maliyet kalemlerinin üzerinde durulmuyordu.

 

Ancak, ekonomide yaşanan kriz ve sektörde yarattığı etki, bütün hesapları alt üst etti. Artık hesaplar daha ince yapılıyor, giderlere özenli bir şekilde yaklaşılıyor. İşte bu ortamda, sektörün üzerindeki mali yükler ve vergiler yeniden gündeme geldi. Bankacılar, sektörün sağlıklı büyümesi için, inanılmaz bir büyüklüğe ulaşan bu maliyetin azaltılması gerektiğini belirtiyorlar.

 

Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen’in yaptırdığı çalışmadan çıkan rakamlar, bankacıların şikayetini haklı çıkarır yönde. Özen’in araştırmasına göre, 1991-2001 döneminde bankacılık sisteminin, vergiler ve kesintiler yoluyla kamuya aktardığı kaynak 13.3 milyar dolara ulaşıyor. Bu rakama, bankaların Maliye adına tahsil ettikleri BSMV (Banka Sigorta Muamele Vergisi), eklendiğinde 14.5 milyar dolara ulaşıyor. Bu ödemelerin bir kısmı, şirketlerden tahsil edilirken, bir kısmı da bankaların kendi kaynaklarından karşılanıyor.


Bankacılık danışmanı Erhan Ersöz, “Devlet nereden buluyorsa vergi almaya bakıyor. Bu ödemelerin bir kısmı müşteriden tahsil ediliyor ama bir kısmı da bankaların cebinden çıkıyor. Sistem, inek gibi sığıldı ama şimdi de devlet bankalara para koyuyor” diyor.

 

13.3 milyarlık transfer listesi

 

11 yıllık sürede bankacılık sisteminin en büyük gelir kaybı, toplanan mevduata karşılık Merkez Bankası’nda tutulan mevduat munzam karşılıklarından kaynaklandı. Merkez Bankası, 2001 Ocak’a kadar mevduat munzam karşılıkları için faiz işletmedi. Bu tarihten itibaren ise TL mevduat için tutulan yüzde 4’luk karşılık için, yıllık yüzde 40 faiz işletmeye başladı. Ancak, döviz mevduatları için yatırılan yüzde 11’lik mevduat munzam karşılıkları kapsam dışındatutuldu.


Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen, sözü edilen dönem için şu hesaplamayı yapıyor: “1991-2001 yılları arasında, mevduat munzama yüzde 40 faiz ödense ve DTH’lardan alınan mevduat munzama da AB standartlarında olduğu gibi yüzde 2 faiz verilse idi, bankacılık sistemi 7.4 milyar dolarlık kaynak sağlayacaktı.”

 

Faiz vergisinin zararı!

 

Bankalar için maliyet oluşturan ikinci büyük kalem de faiz vergisi diye bilinen uygulama... 1999 Aralık ayında ilan edilen ekonomik program nedeniyle, faizlerde çok hızlı bir düşüş olmuş, bankalar da faiz portföylerindeki Hazine bonosu ve devlet tahvillerinden büyük bir faiz geliri elde etmişti. Maliyet Bakanlığı, ortaya çıkan faiz kazancını geriye doğru uyguladı ve bankalar, çıkan yasa doğrultusunda 3.1 milyar dolarlık vergi ödemesinde bulundu.

 

Depremin yarattığı hasarların büyüklüğü nedeniyle fazla ses bulmayan bu uygulamanın verdiği zarar şimdi tartışılıyor. Söz konusu dönemde en sert tepkiyi gösteren bankacılardan biri de Koçbank’ın yönetim kurulu başkanı Burhan Karaçam idi. Karaçam, “Bir anda sistemin elindeki kaynağı aldılar ve sistemi zayıflattılar. Zayıf sistemin sonuçları da ortada” diyor.

 

2000 yılında, faiz düşüşünün getirdiği kazancın vergisini ödeyen sistem, 2001’de en büyük darbeyi eldeki düşük faizli bonolardan yedi. Sonuçta, faizlerdeki yükseliş nedeniyle zarara uğrayan birçok banka, sistem dışına çıktı.

 

Yoğunlaşma son yıllarda

 

Aslında geçmişe bakıldığında, sistem üzerindeki vergi ağırlığının son yıllarda yoğunlaştığı dikkat çekiyor. 1994’te uygulanan net aktif vergisinin sistem üzerindeki yükü 200 milyon dolarla sınırlı kaldı. Fakat, 8 yıllık zorunlu eğitime geçişle birlikte, 1997’de alınmaya başlanan eğitime katkı payının, 2000-2001 döneminde 645 milyon dolara ulaştığı hesaplanıyor.

 

Yine yakın zamanda uygulanmaya konan peşin vergi nedeniyle bankaların kaybının 745 milyon dolar düzeyinde olduğu ifade ediliyor. Finansbank’ın yönetim kurulu başkan vekili Ömer Aras, 2000-2001 döneminde bu ödemeler nedeniyle sistemden 4.5 milyar dolarlık bir kaynağın çıktığına dikkat çekiyor.

 

Müşteri için ödenen komisyonlar

 

Bankaların müşterilerinden hiçbir şekilde tahsil edemediği en önemli kesintiyi ise menkul kıymet işlemleri için ödenen komisyonlar oluşturuyor. Tahvil-bono piyasasında yapılan işlemler için hem alım hem de satım için tescilde ödenen tutar, 608 milyon dolar olarak hesaplanmış durumda. Yine bu işlemler üzerinden uygulanan ve Kasım 1999’dan bu yana yapılan deprem kesintisinin tutarı 308 milyon dolara ulaştı. Sonuç itibariyle bankaların menkul kıymet işlemlerinde karşılaştıkları mali yüklerin tutarı, 913 milyon dolar düzeyinde.

 

Denizbank’ın fon yönetiminden sorumlu genel müdür yardımcısı Bora Böcügöz, “Bu vergiler, borsa için de geçerli ama esas işlem hacmi tahvil-bono piyasasında olduğu için ödenen bedel yüksek ve bankaların cebinden çıkıyor” diyor.

 

Devalüasyonun zararı

 

Sistemin özkaynaklarını eriten bir başka gelişme de, 21 Şubat 2001’deki devalüasyon kararı oldu. Merkez Bankası’ndan 7.6 milyar dolarlık döviz satın alan bankacılık sistemi, bunun için gerekli olan 5.2 katrilyon liralık likiditeyi, Merkez Bankası’ndan alamadı. Sonuçta, ancak 4.5 milyar doları satın alınabildi. Geri kalan bölümden kaynaklanan açık pozisyondan reel olarak yüzde 2.8 oranında kayıba uğradı. Bunun rakamsal boyutu da 175 milyon dolara denk geliyor.

 

Bankaların ödediği vergilerden birisi de BSMV. Aslında bu vergi, kredi kullanan müşterilerden tahsil ediliyor ve bankalar tarafından yatırılıyor. Ancak, bazen pratikte işlemiyor ve yükün bir kısmı bankanın üzerinde kalabiliyor. Özellikle hatırlı müşterilerin ticari kredilerinde, hesaplar, sadece faiz üzerinden gerçekleştiriliyor, vergiler göz ardı ediliyor. Vergiyi ödeme de bankaya kalıyor. Ergun Özen, BSMV için 2001 yılında 1.2 milyar dolar ödeme yapıldığını söylüyor.

 

Sistemin ödediği yükler, artık bankacılar arasında daha sık tartışılıyor. Hatta bu yöndeki isteklerini daha kararlı ve sık bir şekilde tekrarlamaya başladılar. Ergun Özen, “Yüzde 8’lik sermaye yeterlilik rasyosu, evet olmalı. Ama Batı’daki diğer mevzuatlar bizde de olmalı. Yeni sisteme eski mevzuat uymaz” değerlendirmesini yapıyor.

 

HANGİ VERGİLER KALKACAK?

 

Bankacıların sıklıkla dile getirdiği, “Vergi ve kesinti yüklerimiz çok ağır” yakınmalarının adresine ulaşmaya başladığı söyleniyor. Çünkü, Maliye Bakanlığı, IMF’e verilen niyet mektubunda yer alan taahhütler doğrultusunda, bazı vergi ve yüklerin kaldırılması üzerine çalışma başlattı. Ancak, bu konuda net bir açıklama henüz yapılmadı. Türk Ekonomi Bankası’ndan İsmail Yanık, “Sistem üzerindeki yükler kalkmalı. Bu konuda Maliye Bakanlığı’nda bir çalışma yapıldığı söyleniyor. Ama hangilerinin kalkacağını bilemiyoruz” diyor.

 

Edinilen bilgilere göre, Maliye Bakanlığı, KKDF, BSMV, Kambiyo Gider Vergisi gibi vergilerin kaldırılması üzerinde çalışıyor. Bankacılar, bu vergilerin kaldırılması halinde, kredi maliyetlerinde de düşüş olacağına dikkat çekiyor.

 

Örneğin, KKDF ve BSMV’nin kaldırıldığını varsayalım. Bu durumda, yüzde 5 faiz oranıyla kullandırılan bireysel kredinin yıllık maliyeti, yüzde 90.1’den yüzde 79.6’ya düşecek. Ayrıca, kredi tutarının binde 25’i olan Damga Vergisi’ni peşin olarak ödenmeyecek.

Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz