Bankalarıyla Birlikte Gittiler

Kozanoğlu, Has, Demirel, Yiğit, Uras, Ener, Balkaner, Çağlar ve diğerleri... Hepsinin birkaç ortak özelliği var. Bir zamanlar banka sahibiydiler. Farklı zamanlarda bankaları fona devredildi. Bu kad...

1.07.2002 03:00:000
Paylaş Tweet Paylaş

Kozanoğlu, Has, Demirel, Yiğit, Uras, Ener, Balkaner, Çağlar ve diğerleri... Hepsinin birkaç ortak özelliği var. Bir zamanlar banka sahibiydiler. Farklı zamanlarda bankaları fona devredildi. Bu kadarla da kalmadı. Neredeyse tamamı işlerini küçültme, şirketlerini elinden çıkarma yoluna gitti. Sonuçta, bankalarıyla birlikte, işlerini de kaybettiler.

 

Dünyanın 29’uncu zengin işadamı Mehmet Emin Karamehmet’in Pamukbank’ı geçen ay içinde Tasarruf Mevduat Sigortası Fonu’na devredilince, bütün piyasalar karıştı. Bu kez tablo daha farklıydı ve olaya bir başka banka ile çok sayıda şirket dahil olmuştu. Bir anda 152 şirket, 36 bin çalışana sahip dev bir grup riskle karşı karşıya geldi. Turkcell’den Superonline’a, Çukurova Sanayii’nden Digiturk’e, çeşitli senaryolar üretildi.

 

Senaryoları üretenlerin, karamsar düşüncelere sahip olanların aslında sağlam gerekçeleri de vardı. Çünkü, Türkiye’de bankasını kaybeden işadamları, neredeyse bütün işini, gücünü de elinden kaçırma riskiyle karşı karşıya kalıyordu. Hatta, birkaç istisna dışında, çok sayıda işadamı böyle bir tablo ile karşı karşıya kalmış, küçülme yolunu seçmişti. Bir anlamda, “Bankalarını Kaybedenler Kulübü”ndeki işadamları, şirketlerini de önemli ölçüde yitirmişlerdi. Bu gerçeği ortaya koyan rakamları görmek için ise son 20 yılın gelişmelerini incelemek yeterli. İstatistikler, 1982’den sonra 25 patronun bankasını kaybettiğini ortaya koyuyor. Temel gerekçe ise mali yetersizlik idi.

 

Ancak, bankalara el koymada en hızlı gelişme son 3 yılda yaşandı. 1982-1994 döneminde sadece 6 bankaya el konulurken, son 3 yılda 19 banka fona geçti.

 

Bankalarını kaybedenler arasında Karamehmet’in yanı sıra, Selçuk Yaşar, Yavuz Zeytinoğlu, Halis Toprak, Mustafa Süzer, Halit Cıngıllıoğlu gibi iş dünyasının önde gelen temsilcileri yer alıyor. Ancak, biraz daha geriye gittiğimizde, bankasını kaybettiği için, işlerini de büyük ölçüde elinden çıkaran çok sayıda işadamı olduğunu görüyoruz.

 

1980’lerde yıldızı kayanlar

 

Ahmet Kozanoğlu-Ömer Çavuşoğlu, bir zamanların iş dünyasının gözde işadamları arasındaydılar... Yurtdışı müteahhitlikle edindikleri servetle, 1980’lerin önde gelen gazetelerinden Güneş’i çıkarınca, daha da ünlendiler. Ancak, sahip oldukları Hisarbank ve Odibank, “Bankerler krizi” sırasında zora girdi ve el konuldu. Ardından bu iki işadamı işlerini küçültüp, sessizce yollarına devam ettiler.

 

Bir diğer örnek Has Ailesi... İstanbul Bankası’nın Ziraat Bankası’nın bünyesine alınmasıyla birlikte, iş dünyasındaki etkinliğini yitirdiği gibi, şirketlerini de bir bir tasfiye etti. Yıllarca ellerinde tuttukları Coca Cola temsilciliğini de kaybettiler. Şimdi ise ticaretle uğraşıyorlar.

 

Uras şimdi nerede?

 

Besim Tibuk’tan Netbank’ı satın alarak, Marmara Bank’a dönüştüren Atilla Uras için de benzer bir durum söz konusuydu. Bir anda hızlı bir yükselişle, parlak yöneticilikten banka patronluğuna geçen Uras, bankaya el konulmasıyla birlikte, şirketlerini kaybetti ve şu anda sadece danışmanlık yapıyor.

 

Yeni örnekler ise zaten basının gündeminde... Murat Demirel, Korkmaz Yiğit, Mahmut Ceylan, Cavit Çağlar, Dinç Bilgin, Ali Balkaner, Yavuz Zeytinoğlu, sadece birkaç örnek...

 

Geçmişe bakıldığında, banka sahibi olmak, 1999 başına kadar cazipti. Bankacılık sektörüne girmek için, sadece tabelaya 65-70 milyon dolar ödeniyordu. Korkmaz Yiğit’in, batık durumda olmasına rağmen, Türk Ticaret Bankası’na 600 milyon dolar ödemesi de, bu tabloyu doğruluyordu.

 

Yeni bir dönem mi?

 

Mehmet Emin Karamehmet’e bankacılık yasağı getirilmesiyle birlikte, Türk iş dünyasında yeni bir dönemin başladığı yorumları yapılıyor.  Hürriyet gazetesi yazarlarından ekonomist Ege Cansen, bu yeni dönemin işaretini köşesinde açıkladı. Cansen’e göre, “Bir banka yeteri kadar büyükse, ona kimse dokunamaz dönemi sona erdi”. Cansen, aynı yazıda, “Elinde gazete ve TV’si olan gruplar ne yaparlarsa yapsın sıyırır” paradigmasının da çöktüğüne dikkat çekti.

 

Aslında bu dönem Sabah gazetesinin patronu Dinç Bilgin ile atılmıştı. Fakat, finans piyasasının en büyük oyuncusu Karamehmet’in bankalarını kaybetmesiyle, yeni yapı daha iyi algılanmaya başlandı. Nitekim, bankaların üst düzey yöneticileri de bu durumu doğruluyor.

 

Ders çıkaran patronlar

 

Çok şubeli bir bankanın genel müdürü, “Yaşananlar, banka patronlarını etkiliyor mu?” sorusuna, “Ne diyorsunuz, nasıl etkilemesin? Her şey ortada ve herkesin bundan çok iyi dersler çıkarıyor” yanıtını veriyor.

 

Bir başka bankacı da, patronların yaşananlardan çıkardığı dersi anlamak için, BDDK’nın yaptığı açıklamaya dikkat çekiyor. Aynı bankacı, “Bankaların grup şirketlerinden tahsil ettiği 467 trilyon lira, yaşananlardan ders çıkarıldığının anlaşılması için iyi bir gösterge” diyor.

 

Bir başka bankanın yönetim kurulu başkanı ise patronların gerekli dersi çıkardığı görüşünde olduğunu söylüyor ve sözlerine şöyle devam ediyor:

 

“Muhakkak hepsi çıkarıyordur. Bankalarına el konulanlara bakıldığında da yanlış değerler üzerinden devlet eliyle yaratılan zenginlerin, iyi bir iş planı olmadan büyümelerinin ne gibi sonuçlar verdiğini göstermesi açısından çok önemli örnekler görüyoruz.”

 

Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz