Gelir Ligi Değişiyor

Bu sayfadaki tabloya iyi bakın… Bankacılık sektöründeki müthiş değişimi ve geleceğin fotoğrafını görüyorsunuz. Bankalar, son yıllarda gelir kaynaklarını ciddi şekilde geliştirdiler, yeni kanallar a...

1.03.2004 02:00:000
Paylaş Tweet Paylaş
Bu sayfadaki tabloya iyi bakın… Bankacılık sektöründeki müthiş değişimi ve geleceğin fotoğrafını görüyorsunuz. Bankalar, son yıllarda gelir kaynaklarını ciddi şekilde geliştirdiler, yeni kanallar açtılar. Bir dönem gelirin yüzde 80’i bireysel işlemlerden gelirken, son tabloda “ticari”, “kurumsal”, “Alternatif dağıtım kanalları” (ADK) gibi yeni güçler de eklendi. Bankacılar, hazinenin payında azalma, yenilerde ise artışın sürmesini bekliyor…  
 
Bankacılık sektöründe yaşanan değişim üzerine çok yazıldı, çok konuşuldu… Bu değişimin temel nedeni de 2001 yılında yaşanan ve sektörü derinden etkileyen kriz olarak gösterildi. Aslında buraya kadar herhangi bir sorun ya da yanlış yok. Ancak, bu, sektördeki değişimin görünen yüzü… Bir de madalyonun öbür yüzünde ise, görünmeyen, ancak sektörün yapı taşlarını önemli biçimde oynatan bir değişim yaşanıyor. Bankaların gözde bölümleri, başka bir deyişle kâr merkezleri sürekli değişiyor.  
 
Örneğin, 1980’li yılların ilk yarısında bankaların en önemli gelir kalemini, işlem ücretleri ve hizmet komisyonları oluşturuyordu. 1984’ten sonra yaşanan liberalleşmeyle birlikte satış ve pazarlama ile hazine bölümlerinin önemi artmaya başladı. 1990’lı yıllarda ise bankalar yüksek kârlılıkla tanıştı. Bunun nedeni ise yükselen faizler ve Hazine’nin artan borçlanma ihtiyaçları nedeniyle bankaların ellerindeki kaynakları devlet tahvili ve Hazine bonolarına yöneltmesiydi. 1990’larda doğal olarak bankaların yıldızı “hazine” bölümleri oldu.  
 
2001 yılında yaşanan krizden sonra bankaların odaklandığı bölüm ise perakende bankacılık oldu. Yani bireysel bankacılıkla küçük işletme bankacılığını aynı çatı altında buluşturan bu bölüm, bankaların ana odak noktası haline geldi. Bankacılara göre, bu değişimde küreselleşme, teknolojik değişim, müşterilerin değişen ihtiyaçları, ekonomideki ve gelir düzeyindeki gelişmeler etkili oluyor. Bir bankacı, “Yaşadığımız kriz ve yeni gerçekler, bankaların bünyesindeki bölümlerin sıralamasını da baştan sona değiştirdi” sözleriyle gelişmeyi ortaya koyuyor.  
 
80’lerde mevduat bankacılığı  
 
1980’li yılları aslında ikiye ayırmak gerekiyor. Bunun en büyük nedeni de 1984’e, yani Özal iktidarına kadar bankacılık sektöründe pek çok şey belirliydi. Bankacılık, dar sınırlar içinde gerçekleştiriliyordu. Bu nedenle 80'li yılların ilk bölümünde geleneksel bankacılık kurallar egemendi. Bankaların aktif satış ve pazarlama tekniklerinden pek haberi yoktu. Mevduat ve kredi faizlerinde rekabetin adından söz edilmiyor, oranlar Merkez Bankası yönetim tarafından belirleniyordu.  
 
Bu dönemde bankaların asıl işlevleri mevduat toplamaktı. Bankalar mevduat topluyor, bu mevduatları da grup şirketleri başta olmak üzere kredi olarak kullandırmaya çalışıyordu. Faiz oranlarıyla rekabet edemedikleri için de müşterilerine araba, daire ya da altın gibi hediyeler verme yoluna gidiyordu.  
 
Finansbank Murahhas Azası Onur Umut, 1984 yılına kadar bankaların, komisyon ve ücret gelirleriyle ayakta durduklarını söylüyor. Umut, “O zamanlar ‘istihbarat komisyonu’ diye bir uygulama vardı. Örneğin, telefon edip bir şubeden istihbarat aldığında, söz konusu telefonun ücreti bile müşteriden alınırdı” diyerek dönemi özetliyor.  
 
Bu nedenle de en önemli kâr kaynağı mevduat ve işlem komisyonlarıydı. Sektör yetkililerinin verdiği bilgiye göre, 1980-1984 yılları arasında bankaların kârlılığının yüzde 80’e yakınını bu iki kalem oluşturuyordu. Kalan kısım ise kullandırdıkları kredilerden elde ettikleri gelirler ve temettü gelirlerinden oluşuyordu.  
 
Hazine’nin cazibesi artıyor  
 
1984 yılına gelindiğinde ise tüm Türkiye’de olduğu gibi bankacılık sektöründe de önemli bir değişim yaşandı. Turgut Özal’ın başbakanlığıyla birlikte başlayan liberizasyon süreci bankacılığa da yansıdı. Bankacılıkta satış ve pazarlama önemli bir süreç halini aldı. Buna bağlı olarak da ürün geliştirme ve ürün yönetiminin de ağırlığı arttı. Sonuçta bireysel bankacılığın öne çıktığı, uygulamaların arttığı bir dönem yaşandı. Ayrıca Hazine’nin borçlanma ihtiyacının artmasına paralel olarak “para yönetimi” de önem kazanmaya başladı.  
 
Akbank Genel Müdür Yardımcısı Hayri Çulhacı, 1984 sonrası yaşanan serbestleşmeyle birlikte faiz oranlarının yükselmeye başladığını hatırlatıyor. Bunun da ilk etapta bireysel bankacılık ürünlerinin daha ön plana çıkmasına neden olduğuna dikkat çeken Çulhacı sözlerini şöyle sürdürüyor:  
 
“Bu dönemde bireysel bankacılık konusundaki uygulamalar arttı. Tüketici kredileri, kredi kartları ortaya çıkmaya başladı. ATM’lerle bankacılık alternatif dağıtım kanallarıyla tanıştı. Sonuçta teknolojinin daha çok kullanıldığı bir döneme girdik.”  1984’te başlayan liberizasyon dönemiyle birlikte bankaların bilançosundaki en önemli gelir kalemi de bireysel bankacılık haline geldi. Bankacılara göre, o dönemde bankaların bilançosunda bireysel bankacılığın payı yüzde 45’ler civarındaydı. İkinci sırada ise yüzde 30-35 ile Hazine yönetimleri yer alıyordu. Kalan yüzde 20-25’lik bölüm ise kurumsal bankacılık ve dış ticaret işlemlerinden geliyordu.  
 
Karın yüzde 70’i Hazine’den  
 
Ancak, 1990’lı yıllara gelindiğinde enflasyon ve buna bağlı olarak faiz oranlarında çok hızlı yükselişler yaşanmaya başladı. Devletin iç borçlanma senetlerine yönelik talebinin artması ve ağırlıklı olarak bankalarca finanse edilmesi de Hazine bölümlerinin önemini biraz daha öne çıkardı. Bireysel bankacılığın etkisini çok fazla kaybetmediği bu dönemde, kurumsal finansman, yatırım bankacılığı ve ticaretin finansmanı konuları da ön plana çıkmaya başladı. Alternatif dağıtım kanallarının temeli de yine bu dönemde atıldı.    
 
Tekfenbank Genel Müdürü Mehmet Nazmi Erten, 80'li yılların sonlarından 2000'li yılların başına kadar geçen sürede bankaların, gerek bilançolarından aldıkları pay gerekse kâra katkıları bakımından, en gözde bölümlerinin fon yönetimi ve Hazine olduğunu söylüyor. Erten’e göre, bu süreci Hazine’nin artan borçlanma ihtiyacı ve buna bağlı olarak ödediği yüksek reel faiz besledi.  
 
Finansbank Murahhas Azası Onur Umut da, bu dönemde devletin ihtiyacından dolayı bankaların kamu kağıtlarından yüksek kâr elde ettiğini söylüyor. Onur Umut, “Yine bu dönemde kurumsal finansman, yatırım bankacılığı, ticaretin finansmanı gibi daha önce pek olmayan bölümler ortaya çıkmaya başladı” diyor.  
 
Bankacılara göre, 90’lı yıllarda bankalar kârlarının yarısını Hazine bölümlerinden elde etti. Hatta bazı yıllarda Hazine bölümlerinin bilançodaki etkinliği yüzde 60-70’leri buldu. Bu dönemde bireysel bankacılığın bilançodaki payı yüzde 30-35, kurumsal bankacılık ve diğer bölümlerin payı ise yüzde 20-25’ler seviyesindeydi.  
 
Perakendenin yükselişi  
 
Bankacılar 2000’li yılları da ikiye ayırmak gerektiğini söylüyor. 2000’li yıllara enflasyonun ve buna bağlı olarak faizlerin düşeceği beklentisiyle hazırlanan bankalar, 2001 krizi nedeniyle bu planlarını değiştirmek zorunda kaldı. Çünkü, hem enflasyonda hem de faizlerde ciddi bir yükseliş yaşandı. Bu nedenle bilançolarda Hazine kârlılıkları bir süre daha yerini korudu. Ancak, uygulanmaya başlayan ekonomik program ve bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması sonucunda Hazine bölümünün tahtı da sarsılmaya başladı.  Şu anda bankaların en gözde bölümü ise perakende bankacılık. Bunun içinde bireysel bankacılığın yanı sıra küçük işletme bankacılığı da yer alıyor.  
 
Yapı ve Kredi Bankası yetkilileri ise, 2000’li yıllarda insan kaynakları, risk yönetimi ve iç denetimin bankaların en gözde bölümleri haline geldiğini söylüyor. Bu nedenle de bir-iki yıl öncesine kadar ön planda olan Hazine, mali işler ve teknoloji yönetimleri bankaların gözünde daha alt sıralara çekildi.  
 
Finansbank Murahhas Azası Onur Umut, 2001’deki Anayasa krizinden sonra uygulanan program sayesinde, enflasyon ve faizlerin düşüş trendine girdiğini hatırlatıyor. Faizlerdeki düşüşün bankaların kârlarını düşürdüğünün altını çizen Onur Umut sözlerini şöyle sürdürüyor:  
“Bu nedenle gerçek bankacılık faaliyetlerine yönelme tekrar hız kazandı. Teknoloji alt yapıları hazır olan bankalar bu konuda daha avantajlı olarak karşımıza çıktı. Bu dönemde de perakende bankacılık bankaların en gözde bölümü haline geldi. Çünkü, daha yaygın, daha yoğun işlem sayılarına ulaşacak olan bankalar, bunlardan komisyon ve hizmet gelirleri elde ederek kârlılıklarını artırma yoluna gitmeye başladı.”  
 
Kredilerin payı artacak  
 
Sektör yetkililerinin ortak görüşü, ekonomik konjonktürde bir değişim olmazsa bankaların gözde bölümlerinin de 2000’li yılların başında olduğu gibi perakende bankacılık olacağını söylüyor. Krizle birlikte risk yönetiminin öneminin iyice arttığını ifade eden bankacılar, faizlerdeki düşüşe rağmen Hazine bölümlerinin bilançolardan tamamen çıkmasının mümkün olmayacağını söylüyor.  
 
Akbank Genel Müdür Yardımcısı Hayri Çulhacı da Türkiye’de Hazine’nin finansman ihtiyacının sona ermesinin mümkün olmadığını, bu nedenle de Hazine bölümlerinin önemini kaybetmeyeceğini söylüyor. Ancak, bankacılık sektörünün aktifleri içinde yüzde 50’leri aşan menkul kıymet oranının yüzde 20’lere kadar düşeceğini söylüyor. Aktifler içinde yer alan menkul kıymetlerin yerini de kredilerin alacağını ifade ediyor.  
 
Finansbank Murahhas Azası Onur Umut ise, önümüzdeki dönemde yaygın müşteri bazına sahip olan ve bu müşterilere de mümkün olduğu kadar fazla ürünü satabilen bankaların aktif hale geleceğini söylüyor. Bu nedenle de perakende bankacılığın önümüzdeki dönemde de önemini koruyacağını ifade ediyor. Müşteri sayısını artırmak için de çapraz satışın çok önemli olduğunu dile getiren Onur Umut’a göre, çapraz satışı mümkün olduğu kadar efektif kullanan, satış kanallarını piyasanın şartlarına göre en iyi şekilde yönetebilen bankalar, önümüzdeki dönemde daha aktif hale gelecek.    
 
“2 MİLYON YENİ HANE SİSTEME GİRECEK”  
 
Hayri Çulhacı / Akbank  
 
Akbank Genel Müdür Yardımcısı Hayri Çulhacı, önümüzdeki dönemde bankacılık sektörünün gerçek anlamda tasarruf sahibiyle kredi kullanıcısı arasında aracılık yapacağını söylüyor. Hayri Çulhacı, bankacılık sektöründe yaşanan değişimin bilançoya olası yansımalarını şöyle anlatıyor:  
 
TİCARİ KREDİLER ARTACAK  
 
Enflasyon oranı 30 yıldır ilk defa bu seviyelere indi. Kredi faizlerinde de ciddi bir düşüş yaşandı. Bu nedenle 2003 yılında tüketici kredilerinde önemli bir talep artışı oldu. 2004 yılında bu talep artışının ticari kredilerde olmasını ümit ediyoruz. Bugüne kadar krediden hiç pay alamayan KOBİ’lerin bu cephedeki payı artacak.  
 
GİRİŞİMCİLİK KULLANILMALI  
 
Ticari kredilerin hareketlenmesi sadece kredinin ucuzlanmasından kaynaklanmayacak. Çünkü, özkaynak getirisi küçük olan işletmeler açısından tek çıkış yolu girişimciliğini kullanarak, sermayeye para kazandırmaktır. Ancak, Türkiye’de girişimcilik geçtiğimiz 20 yılda ölmüştür. Tekrar canlanmak zorundadır, aksi takdirde sermayenin üzerine oturulur, herhangi bir getiri sağlanamaz.  
 
FARKLILAŞMAK ÖNEMLİ  
 
Artık sermayenin alternatif getiri kanalları kurudu. Yani Hazine bonosuna paranızı yatırıp bundan kâr yazmanız çok mümkün değil. Para kazanmak için bir mal ya da hizmeti başkalarından farklılaşarak satmanız gerekiyor. Bu da yeni rekabet demektir. Bu rekabetin altından teknolojiyi kullananlar, diğerlerinden farklı düşünenler öne çıkacak. Bu bankacılık sektörü için de geçerli olacak.  
 
KONUTTA HAREKETLENME BAŞLAR  
 
İstikrarın devam etmesi halinde, önümüzdeki dönemde konut kredilerinde önemli artışlar olacağını düşünüyoruz. Şu anda konut kredilerinin payı yok denecek kadar az. Bu nedenle büyüme dikkat çekici olacak. Otomobil kredilerinde de önümüzdeki dönemde çok ciddi bir büyüme bekliyoruz.  
 
PERAKENDE ÖNEMİNİ KORUR  
 
Tüm bu beklentiler ışığında perakende bankacılık önümüzdeki dönemde de önemini koruyacak. Ancak burada bir satürasyon söz konusu olabilir. Sonrası için de bankaların hedefinde piyasaya yeni girenler olacak. Çünkü şu anda bankacılık sektörüyle hiç tanışmadığı düşünülen 7 milyon hanenin bir kısmı istikrarlı, düşük faiz ortamı devam ettiği sürece, önümüzdeki üç yıl içerisinde piyasaya girecek. Şu andaki tahminler 1,5-2 milyon hanenin bankacılık sistemine gireceği yönünde. Bu da bankacılık sisteminde paylaşılacak yeni bir pazarı ortaya çıkaracaktır.    
 
“RİSK YÖNETİMİNİN ÖNEMİ ARTACAK”  
 
Mehmet Nazmi Erten / Tekfenbank  
 
Tekfenbank Genel Müdürü Mehmet Nazmi Erten, önümüzdeki dönemde müşteri bazlı işlemlerin artacağını söylüyor. Mehmet Nazmi Erten konuyla ilgili görüşlerini şöyle anlatıyor:  
“2001'den sonra uygulanmakta olan program çerçevesinde düşen ve daha da düşeceği beklentisinin hakim olduğu enflasyon ve faizler bankacılık kesiminin müşteri bazlı işlemlerini arttırma ihtiyacını ortaya çıkarıyor.  
 
Müşteri bazlı işlemler ise, bireysel, kurumsal, kredili ve hiçbir kredi boyutunu ihtiva etmeyen tüm bankacılık ürün ve hizmetlerini tanımlıyor. Bu aktivitelerle bankaların asli faaliyetleri olan aracılık hizmetine daha ağırlık verilmiş olacak. Bankalarda kârlarının daha büyük bir yüzdesini aracılık faaliyetiyle ilintili olarak elde edecekleri faiz geliri ve faiz dışı gelirlerden oluşturmaya başlayacaklar.  
 
Söz konusu aktivitelerin önemi göz önüne alındığında, bankacılıkta etkin ve verimli dağıtım kanalları, şube oluşumları, elektronik bankacılık gibi ve pazarlama süreçlerinin öne çıkacağını düşünüyorum. Tüm bu işlemlerin ihtiva ettiği kredi ve operasyonel risklerin takibi, yönetimi ve azaltılması boyutuyla da risk yönetim fonksiyonları da giderek daha da önem kazanacak.”  
 
“BANKACILIKTA MÜŞTERİ HAKİMİYETİ DÖNEMİ”  
 
Neslihan Yaman Akan / Accenture  
 
Accenture Finansal Hizmetler Müdürü Neslihan Yaman Akan, önümüzdeki dönemde bankacılık sektöründeki olası gelişmeleri şöyle anlatıyor:  
 
REEL BANKACILIĞA YÖNELDİLER  
 
Son dönemde, çok az sektörde, bankacılıkta olduğu kadar rekabet yaşandı. Bundan sonra, bankacılık, kâr marjlarının sürekli daralacağı, rekabetin sürekli yoğunlaşacağı, kurumun personelinden hep daha fazlasını talep edeceği bir sektör olacak. Bu da bankaları reel bankacılık hizmetlerine yönelmeye zorlayacak.  
 
BANKALAR MÜŞTERİ ODAKLI  
 
Şu anda bankacılık sektöründe değişen trendlerin başında müşteri odaklı bankacılık geliyor. Bankalar artık reel büyümeyi sağlamak amacıyla gerçek bankacılık hizmetlerine yöneliyor. Ancak sektörde, bu hizmetlerin arz ve talep dengesinden kaynaklanan bir “müşteri hakimiyeti” söz konusu. Bu nedenle de bankalar artık müşterilerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek gerçek bankacılık hizmetlerine yöneldiler.  
 
MÜŞTERİNİN BANKAYA KATKISI  
 
Müşteri ilişkisinin derinleştirilmesi, müşteri başına düşen ürün/ hizmet sayısının artırılması banka açısından önemli. Bu ürünlere ait bakiyelerin artırılması ve zaman içinde her ilişkiye ait, müşterinin bankaya olan net katkısının etkin yönetimi oldukça büyük önem kazandı.  
 
SEGMANTASYON ÖNEMLİ  
 
Sektörde tüm bankalar segmantasyona gidiyor. Ancak etkin segmentasyon modellerinin müşterilerin farklı ihtiyaçlarına cevap verebilmesi gerekiyor. Bu nedenle, doğru hizmet modelinin tanımlanabilmesi için her bir segment büyük önem taşıyor ve taşımaya da devam edecek.  
 

Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz