İş Bankası Kısmet Arayışında Değil

İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, bankacılıkta yaşanan yabancı ortak arayışının kendilerini ilgilendirmediğini söylüyor.  “Bu, bir üstünlük ya da eksiklik değil. Nedense Türkiye’de bazılar...

1.04.2005 03:00:000
Paylaş Tweet Paylaş

hedİş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, bankacılıkta yaşanan yabancı ortak arayışının kendilerini ilgilendirmediğini söylüyor.  “Bu, bir üstünlük ya da eksiklik değil. Nedense Türkiye’de bazıları, bankalarını bayan gibi tanımlıyor” diye konuşuyor. İş Bankası’nda böyle bir sorun olmadığına dikkat çekiyor. “Biz kolektif sermayeli bir bankayız, öyle nasibimizi falan bekler durumda değiliz. Para, pazar ve know how sıkıntımız yok” diyor. Ardından da yine de teklifler gelirse, değerlendirilebileceğini belirtiyor.

İş Bankası, Cumhuriyet tarihinin ilk bankası olma özelliğini taşıyor. Bu nedenle de hep kamu bankası olarak değerlendiriliyor. Genel Müdür Ersin Özince’de bu özelliği nedeniyle bankayı, “Devlete ait olmayan yegane kamu kuruluşu” olarak tanımlıyor.

Bankanın kamu bankası olarak değerlendirilmesinin nedeni ise Atatürk tarafından kurulması. Tabii bankanın kuruluş amacının, Türkiye'de tüm bankacılık işlemlerini gerçekleştirmek ve sınai gelişmeyi başlatmak olması da bu imaja destek veriyor.

Bugüne kadar 286 şirkete iştirak eden İş Bankası’nın şu anda finans, cam, enerji, telekomünikasyon, sanayi ve hizmet ana gruplarında faaliyet gösteren 53 şirkette doğrudan, 79 şirkette ise dolaylı iştiraki bulunuyor. İştirak sayısının azalmasındaki temel neden ise, değişen uluslararası kuralların, bankaların finans dışı iştiraklerine ciddi kısıtlama getirmesi. Ersin Özince, “Önümüzdeki dönemde de, stratejik açıdan gruba gerekmeyen iştirakleri birleştirme, elden çıkarma, hatta gerekiyorsa kapatmak gibi yollara başvurabiliriz” diyerek bu konudaki çalışmaların devam ettiğini gösteriyor.

Ersin Özince, 2004 yılını 635 trilyon liralık net kârla kapattıklarını söylüyor. Bu rakamda da mevduatlardaki hızlı artışın büyük etkisi olduğunu ifade ediyor. 2005 yılında da bilançolarını yaygın mevduatla beslemek istediklerini anlatıyor. Bu tasarrufları da mümkün olduğunca yaygın bir şekilde, ağırlıklı olarak da küçük boyutlu krediler olmak üzere ekonominin emrine sunacaklarını söylüyor.

“Hedefimiz sektörün hep önünde durmak” diye konuşan İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince ile, bankanın mevcut yapısını, hedeflerini ve sektörel gelişmeleri konuştuk.

2004 yılını 635 trilyon liralık net kârla kapattınız. Bu bir önceki yıla göre net kâr anlamında yüzde 50’lik bir büyümeyi gösteriyor. Diğer alanlarda da oldukça hızlı büyüme rakamlarına ulaştınız. Bu rakamlara ulaşmak için nasıl bir strateji izlediniz?

İlk olarak şunu söylemek istiyorum ki, kârımızın yüksek olması bizim için ilk hedef değildi. 2004 yılında birinci hedefimiz, sağlıklı büyümeydi ve bunu başardık. Özellikle halka açık bankaların bilançolarını kıyasladığında, İş Bankası’nın arayı açarak büyüdüğü net olarak görülecek. Özellikle de TL bilançoda bu daha net ortaya çıkıyor. Biz döviz kaynaklarımızı ve döviz plasmanlarımızın önemli bir bölümünü çok geniş paydaşlarla paylaşmıyoruz. Örneğin döviz kaynaklarımızın bir kısmını yurtdışından ediniyoruz. Döviz plasmanlarımızın hemen tamamını sadece döviz kredisi kullanacaklara veriyoruz. Ama Türk Lirası öyle değil. TL’yi gerçek anlamda piyasadan, halktan, esnaftan, tüccardan topluyoruz. Yine onlara vererek, kalan kısmını da devlet tahviline koyarak değerlendiriyoruz. Bu nedenle TL bilançodaki büyümemiz bizim için çok önemli. Rakiplerimize nazaran TL bilançoda daha hızlı büyüdüğümüz için kârlılığımız da olumlu etkilendi. Nitekim bankanın brüt kâr, brüt gelir rakamları da rakiplerinin önünde. Ancak net kâra bakıldığında ikinci konumdayız. Bu da kendine has nedenlerden kaynaklanıyor. Yani biraz daha fazla karşılık ayırıyoruz. 2004 bilançomuzda da bunu yaptık. Tabii bu 2005’te de böyle olacağı anlamına gelmiyor. Net kârı bir tarafa bırakacak olursak, biz 2004’de bilanço büyüklüğünde, bilançonun TL ağırlığı olması nedeniyle ciddi gelir fazlalığı elde ettik. Bunun yanı sıra komisyon kaynaklarımızı da çok iyi değerlendirdik. Tabii bunu başarmak için bir çok politika uyguladık ki, bu da tüm bankaların kullandığı yöntemlerle aynıdır.

2005 yılında neler yapmayı planlıyorsunuz? Özellikle yoğunlaşacağınız alanlar var mı?

2004’te, İş Bankası’na mevduat garantisi kalkmadan önce başlayan ve sonrasında da artan bir ilgi vardı. Bankamızın özellikle mevduat açısından çok tercih edilir olduğunu gördük. Biz de mevduatı, yani küçük tasarruf sahibini esas aldık.

Buna 2005 yılında da devam edeceğiz. Yani biz bilançomuzu özellikle yaygın mevduatla beslemek istiyoruz. Çünkü geniş bir şube ağına sahibiz ve piyasayla sıcak temasa çok fazla önem veriyoruz. 2005’te de buna bu şekilde devam edeceğiz. Toplumdan aldığımız tasarrufları mümkün olduğunca yaygın bir şekilde, ağırlıklı olarak da küçük boyutlu krediler olmak üzere ekonominin emrine sunmayı arzu ediyoruz.

Bu çerçevede de özel bir bilanço kompozisyonu formülümüz yok. Yani “Kaynaklarımızın belli kısmını krediye, diğer kısmını menkul kıymetlere yönelteceğiz” diye bir yaklaşım içinde değiliz. Prensip olarak kredi ihtiyacı olduğu sürece kredi veriyoruz, kalan fonları menkul kıymetlere koyuyoruz. Gelişmeler mevcut şekilde sürerse, 2005’te de İş Bankası’nın büyümesini hızla sürdüreceğini  ve Türkiye’de ilk 5-10 bankadaki yoğunlaşmadan en büyük payı almaya devam edeceğini öngörüyoruz.

O zaman bilançodaki büyüme hızla devam edecek diyebiliriz…

Banka bilançosunu çok daha hızlı ve sağlıklı büyütme arzumuz var. Bu konuda da en önemli gücümüz, çok fazla yatırım yapmadan büyüme şansımız olması. En geniş hizmet ağına, en yaygın teknolojiye öteden beri sahibiz. Yüzde 100 garanti ve kriz döneminde bize biraz pahalıya mal olan bu alt yapıyı, şimdi ne kadar yüklersek, verimliliğimiz de o kadar olumlu etkileniyor. İş Bankası’nın son 5 yıl içinde büyümesi yaklaşık yüzde 300’ler seviyesinde gerçekleşti. Biz bunu çok ciddi yeni kaynaklar özgülemeden yaptık. Yani mevcut kapasiteyle, yükümüzü üç katına çıkardık. Her şeyden önemlisi de büyümeyi finanse edecek özkaynak gücümüz ve sermaye yeterlilik rasyomuz var.

2005’te mevduatları hızla büyütme hedefinize paralel olarak, plasmanlarınızda bireysel kredi ve KOBİ kredileri biraz daha ağırlık kazanacak diyebilir miyiz?

Hiç tereddütsüz. Biz bu konularda zik zak çizen politikalar içinde değiliz. Bireysel kredilerde daima kredi kartı hariç lider olduk. Öteden beri bu konuda hep Yapı Kredi Bankası liderdir. Piyasayı ilk değerlendiren ve çok da güzel değerlendirmiştir.

Bunun dışındaki bireysel kredilerde hemen hemen tüm alanlarda yakın zamana kadar lider konumdaydık. Şimdi lider olmadığımız bazı alanlar var, ama hacim olarak yine öndeyiz diye tahmin ediyorum.

Biz tüketiciyi yeni keşfeden bir banka değiliz. “Tüketici kredisine ağırlık vereceğiz” gibi bir söylemimiz yok. Çünkü, biz her zaman bu konuya ağırlık verdik. Tüketiciyi kriz dönemlerinde dahi, devletin borçlanma fiyatlarıyla kredilendirdik. Biz tüketiciye her zaman kurumsal müşterilerden daha uygun fiyatlar kote ettik. Kredi kartı istisnası kendince makul nedenlere dayanıyor.

Krizin hemen sonrasında KOBİ kredilerine de bir anlamda öncülük etmiştiniz. Bu stratejiniz devam edecek mi?

Evet, devam edeceğiz. Küçük işletme kredilerini 2002 yılında ilk biz ateşledik. Bunu övünerek söylüyorum. Çünkü krizden yeni çıkılmış, henüz etkileri tam olarak atlatılmamıştı. İş Bankası, 2002 yılı başlarında küçük işletme kredilerini gayet küçük tutarlarda, ancak sabit faizle vermeye başladı. Sabit faiz uygulaması da çok büyük ilgi topladı. Biz 2002 yılından bu yıla kadar, 100 bin civarında yeni küçük işletmeye ulaştık. Katrilyonlar seviyesinde kredi verdik. Süper bir de performans gösterdik. Geri dönme problemini hemen hemen hiç yaşamadık.

Yıl sonu için rakamsal hedefleriniz neler?

Rakamsal hedeflerimiz çok çeşitli. Bir kalemde bunu verebilmek mümkün değil. Şunu söyleyebilir ki, biz hiçbir alanda 2004’ün gerisinde kalmamayı hedefliyoruz. Pazar paylarımızı düşürmemeyi ve sürekli büyümeyi öngörüyoruz.

Dolayısıyla, rakamsal hedefler bir çok alanda birbirinden farklı. Örneğin, açık ara önde olduğumuz sermaye piyasası faaliyetinde payımızı daha büyütmemiz hiç kolay değil. Keza kredi kartlarında da bu kadar yoğun rekabetin içinde, pay büyütmek için çok fazla fedakarlık yapmak istemiyoruz. Ama piyasa payımızı muhafaza etmemizin yanı sıra, verimliliğimizi artırmak istiyoruz. En azından kârımızı geçen yılki oranlarda artırmayı hedefliyoruz.

Sermaye piyasası değerimizi daha yukarı çıkarmak da en önemli hedefimiz. Bu aslında herkesin hedefi. Burada İş Bankası’nın en önemli farkı, çok ciddi bir iştirak portföyüne sahip olması. Bu nedenle rakiplerinden en az iştirak portföyünün değeri kadar yüksek bir piyasa değerine sahip olması gerektiğini biliyoruz. Bu yönde de elimizden geldiğince gayret gösteriyoruz.

Kredi kartlarında uzun yıllar hep ikinci konumdaydınız. Ancak, Garanti Bankası’nın çıkışıyla ikinciliği kaptırdınız. Bu konuda önümüzdeki dönemde çok agresif hareket etmeyeceğinizi söylüyorsunuz. Peki neler yapacaksınız?

Kredi kartlarında konservatif giden bir bankayız. En büyük pazar payına sahip olan iki rakibimizle, bugüne kadar uyguladığımız stratejiler pek benzemiyor. Onların yanlış, bizim doğru yaptığımızı söylemiyorum, sadece bizim stratejimiz farklı. Biz kredi kartı pazarlamasında çok daha tutucu davranıyoruz.

İş Bankası’ndan kredi kartı almak çok zor oldu. Biz kredi kartı adedini geometrik olarak katlamayı, müşteri sadakati sağlamak açısından şart görmüyoruz. Müşteriyle tek temas noktasının kredi kartı olduğunu düşünmüyoruz. Kredi kartlarının çok önemli olduğunu, her geçen gün daha da önem kazandığını biliyoruz. Bu konudaki stratejilerimiz de tabii ki hiç değişmeyecek değil.

hedBiz kredi kartını bankamızla cari hesabı olanlara vermeyi, kredi kartlarını mümkün olduğunca postayla göndermemeyi, güvenlik konusuna çok özen göstermeyi, kredi kartı limitlerini çok konservatif artırmayı öngördük. Faizlerimizi de bazı rakiplerimize göre daha düşük tayin ettik.

Yani mevcut konum sizin için yeterli mi?

Rakiplerimizin bireysel piyasadaki etkinliklerinin daha çok kredi kartına dönük olduğunu görüyoruz. Biz bunu böyle yapmayı uygun bulmuyoruz. Kaynaklarımız da belli zaten. Hepsini kredi kartına koyarsanız diğer alanlara kalmayabilir. Sonuç olarak, biz her bir bireyin cebinde İş Bankası kredi kartı olması gerektiğini düşünmüyoruz. Belki bir İş Bankası Bankamatik kartı her vatandaşın cebinde olmalı. Ama her bir vatandaşımız da aynı şekilde düşünmüyordur.

Kurumsal, ticari ve özellikle küçük işletme pazarı oldukça hareketli ve sektörde ciddi bir rekabet var. İş Bankası olarak bu pazara yönelik neler yapıyorsunuz?

Her şeyden önce biz alt yapımızı daha da verimli, etkin kullanabileceğimiz hale getirmeye çalışıyoruz. Bu amaçla da giderek merkezi operasyon faaliyetlerine ağırlık vermek istiyoruz. Yani mutfağı şubelerden mümkün olduğunca çıkarmayı, işlem merkezi aracılığıyla gişe dışındaki işleri yapmayı ve şube teşkilatımızı daha çok müşteriye yönelik çalışacak hale getirmeyi içeren organizasyonel ve teknik çalışmalar yapıyoruz.

Yani daha fazla pazarlamaya ağırlık verme çabasıyla teşkilatımızı yeniden yapılandırıyoruz. Burada da yazılımdan binaya, insandan metodolojiye kadar bir sürü değişiklik söz konusu. Bunu da özellikle uluslararası anlamda başarılı yabancı rakiplerle gelecek dönemlerde boy ölçüşebilmek amacıyla yapıyoruz. Aslına bakılırsa, herkes ne yapmışsa, biz de onu yapıyoruz. Bugün dünyanın en etkin ve verimli bankaları nasıl bir yapıya sahipse onu kurmaya çalışıyoruz. Bunu yapan tek Türk bankası da biz değiliz, olmayacağız da…

Tüm bu alanlarda bir iyileştirme çalışması içinde misiniz?

Risklerimizi daha iyi yönetmeye, çok sağlıklı, çok güncel bir risk yönetimi sistemi kurmaya çalışıyoruz. Hataları asgariye indirmek, aktif kalitesini çok daha artırmak ve mümkün olduğunca da özkaynağımızı daha verimli kullanmak için çaba harcıyoruz. Kısacası düşük faiz ortamında mevcut sermaye ve bilanço gücümüzün kaldıracını da daha fazla kullanarak, bankayı daha verimli ve etkin hale getirmeye çalışıyoruz.

Kurumsal ve ticari bankacılıkta da daha kaliteli, daha ucuz fiyatla hizmet vermeyi amaçlayan iyileştirmeleri sürekli yapıyoruz. Bunun dışında özel yeni bir icadımız söz konusu değil.

Ekonomistler yılın ilk iki ayının oldukça durgun geçtiğini söylüyor. Bu durum kredi pazarına nasıl yansıdı?

Açıkçası, kredi pazarında çok büyük bir hareket yok. Konut kredilerinde sürekli bir artış var. Fakat ben henüz başlangıçtayız diye bu artışı çok fazla önemsemiyorum. Aslında baktığınızda rakam ciddi boyutlara ulaştı. Bu alan süratle büyüyor.

Baktığımızda, birinci sınıf firmaların yurtdışı kaynaklara daha fazla yönelmeye başladıklarını görüyoruz. Bunun dışında ise kredi talebinde büyük bir canlılık yok. Daha ziyade bankaların, aynı pazar içinde birbirinin müşterisini daha cazip koşullarla cezp etmeye çalışmasıyla iş dönüyor.  

Size göre 2005 yılının sektörleri hangileri olacak? Sizin beklentisi olan sektörlere ilişkin bir ürün ve hizmet hazırlığınız var mı?

En başta turizm geliyor. Ümit ediyorum bir aksilik olmayacaktır. Çünkü, turizmin gelişmesine Türkiye’nin her yönüyle ihtiyacı var. Turizm istihdamdan, dış ticaret açığına kadar her şeye çare bir sektör. Turizm konusunda öteden beri belli faaliyetlerimiz var. Bunları giderek artırmaya çalışıyoruz. Turizme vereceğimiz kredileri, turizme yönelik işlemleri, POS’ten dış ticaret işlemlerine kadar, tabii ki risk prensiplerine dikkat ederek, müşteriyi gereğince seçerek artırmayı planlıyoruz.

Turizmin yanı sıra biz bütün sektörlerde varız. Hattı şu anda turizm en büyük sektörümüz değil. Genel prensibimiz sektörden çok, müşteri kalitesine önem vermek. Ancak, yine de şu anda işaret etmek istediğim ilk sektör, turizm.

Türkiye çapında geniş bir dağıtım ağınız var. Bu ağı daha da genişletmeyi planlıyor musunuz?

Şube ve ATM açısından alt yapımızın nasıl gelişeceğini toplumun alışkanlıkları ve talebi belirliyor. Biz itibar için şube açmıyoruz. Nerede müşteri talebi varsa, İktisadi Araştırmalar Müdürlüğü’müz incelemesini yapıyor. İlgili diğer birimler değerlendiriyor, sonrasında yetkili kurullarda değerlendirerek BDDK iznine başvuruyoruz.

Prensip olarak Türkiye’de hala şube bankacılığının yapılacağını düşünüyorum. Nüfusa göre, Türkiye’deki şube sayısının düşük olduğunu biliyorum. Şube deyince gözde büyütülüyor, ama artık banka şubesi çok küçük peyklerden de oluşabiliyor. Eskinin 30-40 kişilik kadrolu şubeleri olmayabiliyor. Bankalar arasında da şube kadrosu farklılıkları olabiliyor. A bankasının bir semtteki şubesinde 5 kişi çalışırken, B bankasının aynı semtteki şubesinde 55 kişi çalışabiliyor.

İş Bankası’nın şubelerinin hepsi gerçek zamanlı, entegre bilgisayar sistemine bağlı, yüksek teknolojiyle çalışıyor. Kaldı ki, az önce bahsettiğim bir çok operasyon aktivitesini de merkezi birimlere taşıdığımızda, şubeler de daha fazla pazarlamaya yönelecek. Büyük şehirlerimiz göç almaya devam ediyor. Bankacılık ihtiyacı olan genç nüfus sürekli banka müşterisi portföyüne ekleniyor. Dolayısıyla, gerek şube gerekse ATM ağımızı bu beklentiler doğrultusunda verimlilikten de fedakarlık etmeden artırmayı düşünüyoruz.

Alternatif dağıtım kanalları konusundaki yatırımlarınız sürecek mi? Size göre geleceğin dağıtım kanalı hangisi olacak?

Alternatif dağıtım kanallarını çok yoğun kullanıyoruz. Örneğin, bizim bugün nakit işlemlerimizin yarısından fazlası ATM’lerimiz üzerinden gerçekleşiyor. İnternet bankacılığı geometrik olarak büyümeye devam ediyor. Telefon bankacılığını hem bilgisayar aracılığıyla insanlı, hem de call center uygulamasıyla operatör yönlendirmeli uyguluyoruz.

Bunun yanı sıra, mobil telefon bankacılığını Aria ilk kurulduğunda başlatmıştık. Bazı konuları özellikle biraz ağırdan alıyoruz. Bunun nedeni de ilgili yasal düzenlemelerin olmaması. Yani alt yapının olmadığı hallerde çok fazla heyecan göstermiyoruz. Türkiye’de hala çok ciddi, yapısal ve yasal noksanlıklar var. İnternet bile yeni yeni düzenleniyor ve güvenliğe kavuşuyor. Kısacası banka dışı aktivitelerde halen ATM çağındayız denebilir.

İnterneti inkar etmiyorum, ama toplumun geneli itibariyle baktığımızda, ben önümüzdeki dönemde “Artı” dediğimiz, yani para kabul edilen bankamatiklerin ağırlık kazanacağını düşünüyorum. Her şeye rağmen nakit bir toplumuz. Genç bir nüfus olduğumuz için internete geçiş süratle devam edecek. Ama önümüzdeki 3 yıl için ağırlık yine şube ve ATM’lerde olacak diye düşünüyorum. 

Özellikle 2001 krizi sonrasında sektördeki önemli oyuncuların hemen hepsini adı bir yabancı bankayla birlikte anıldı. İş Bankası ise hep bu söylentilerden uzaktı. Bu sizin yabancı ortağa bakışınızla ilgili bir durum mu?

Bu bir üstünlük ya da eksiklik değil. Nedense Türkiye’de bazıları, bankalarını bayan gibi tanımlıyor, “Kızımıza talip çıktı” diye olaya bakıyorlar. Herhalde bunlar hayatları boyunca kızlarına da iyi bir nasip çıksın diye beklemişler.

İş Bankası’nda böyle bir sorun yok. Biz kollektif sermayeli bir bankayız. Hiç öyle nasibimizi falan da bekler durumunda değiliz. Benim bankamın ortakları zaten çalışanlarıdır. Buna göre çalışırlar ve başarısından da pay alırlar.

Fakat şöyle de bir durum var. Sonuçta burada yapılan iş ticarettir. Biri çıkıp, “İş Bankası ortakları, siz Türkiye’de böylesine etkili olmuşsunuz. Gelin sizin gücünüzle yörede daha büyük bir güç paylaşalım” diyebilir. Bu olabilir, değerlendirilir. Bizim Türkiye’de neyimiz eksik ki, pazarımızı paylaşalım. Paramız eksik değil. Biz banka çalışanları kazancımızdan, bankamızın bize sağladığı imkanlardan memnunuz. Biz çalışanlarımızın hukukuna, her türlü sendikal ve sosyal hakkına çok riayet ederiz. İş Bankası’nda ters bir hareketiniz olduğu zaman ertesi gün kapının önüne konmazsınız.

Dolayısıyla, geriye performansla ilgili beklentiler kalıyor. Banka para kazanırsa da çalışanlar kârdan hem direkt hem de endirekt pay alırlar. Dolayısıyla bu konuda özel bir çabamız yok.

Peki bir bankanın yabancı ortağa hangi yönlerden ihtiyaç olabilir?

Bir bankanın sermaye açısından yabancı ortağa ihtiyacı olabilir. Bu bizde yok. Know-how’a ihtiyacı olabilir, açıkçası o da biz de yok. Tabii tüm bunlarda, “Biz çok snob’uz, burnumuz Kaf Dağı’nda. Kimseyle ticari işleri görüşmeyiz” anlamına gelmiyor. Zaten böyle olsa, Türkiye’ye herkesin dudağını uçuklatacak yabancı sermaye de bizim ortaklığımızla gelmezdi. Bu da ilk yaptığımız marifet değildir. Bugün Türkiye’de hem yerli hem yabancı ortaklığı en fazla olan kuruluşlardan biriyiz. Kaldı ki İş Bankası’nın yüzde 27’si halka açık. Bunun da yarıdan fazlası 100’ün üzerinde yabancı yatırımcıya aittir. Bunun için de İş Bankası, Türkiye’de sermaye piyasası değeri en yüksek şirketlerden biri konumundadır.

Tüm bunlar, dünyada finans sektöründen başlayarak yaşanan konsolidasyonu ret ettiğim anlamına gelmiyor. Ama Türkiye’nin daha bu konularda yolu olduğunu düşünüyorum. İş Bankası’nın ana ortağı çalışanların Munzam Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Sandığı’dır. Bu ana ortak muhakkak ki, bu gibi teklifler olursa bunları değerlendirir.

Çok rahatlıkla, çok daha büyük bir İş Bankası için, yani değil Türkiye’de yörede etkin olabilecek bir İş Bankası için yabancı sermayeyle ortaklık yapabiliriz. Ama özellikle kendi piyasamızı paylaşmak için biz böyle bir ihtiyaç içinde değiliz.

İş Bankası’nın, orta ve uzun vadede bankacılık sektöründeki yeri nerede olacak?

Biz hep önde duracağız. İş Bankası, ülkenin en büyük finansal gücü ve milli bankacılığın da kalesi olmaya devam edecek. Sermaye piyasası faaliyetleri nedeniyle içindeki yabancı sermaye oranı bir çok yabancı yatırımcıyla sürse dahi, bu konumunu devam ettirecektir.

İş Bankası, şu anda da özel bankalar arasında arayı açarak devam ediyor. Ülkemizde kamu bankalarıyla ilgili reformlar da düşündüğüm gibi gerçekleşirse, Türkiye’deki en büyük mali kuruluşun İş Bankası ve finansal iştirakleri olacağını düşünüyorum.

Bu inancın arkasında ne var?

Birincisi insan sermayesinde istikrar çok önemli bir faktör. Biz burada herkesten farklı bir iş yapıyoruz. Sıfırdan adamımızı yetiştiriyor ve sonuna kadar da götürüyoruz. Bu bugünün rekabet koşullarında uluslararası gelişmiş piyasalarla karşılaştırıldığında, biraz aykırı gibi görünebilir. Ama Türkiye gibi bir piyasada, bir süre daha geçerli olacaktır.

İkinci olarak, İş Bankası’nın sermayedarlarında hiç kaygı ve korku yok. Türkiye’ye karşı inançları çok güçlü. Bu nedenle yerli yabancı herkesten daha fazla sermaye taahhüdü koyacaklardır.

Üçüncüsü ise Türk insanın İş Bankası’na çok büyük bir inancı ve teveccühü var. Bu sözlerimde en ufak bir abartı duyan İş Bankası’nın açıklanmış finansallarındaki mevduat rakamlarını rakipleriyle karşılaştırabilir. Hele hele TL mevduatları karşılaştırırsa bunu daha net görür. Bunu yapmak için en yüksek faizi vermediğimizi gördüğünde de İş Bankası’nın buradaki marka imajını anlar.

İş Bankası bu konumunu muhafaza edecektir. Her zaman telaffuz ettiğim gibi, İş Bankası devlete ait olmayan yegane kamu müessesidir. Böyle olmaya devam edecek. Hiç kimsenin babasının malı olmamaya, herkesin babasından anasından kalıp, çocuğuna da gelecek yaratmaya devam edecek. Bunda tereddüte gerek yok. Banka günün kıyafetini giyerek, iştirakleriyle beraber misyonunu sürdürecek.

SPOT 1

Dağıtım kanallarında ne olacak?

3 yıl

Ersin Özince’ye göre 2005-2007 yılları arasında şube ve ATM’lerde büyük artış olacak.

SPOT 2

Küçük işletmelere ilgi devam edecek

100 bin

İş Bankası’nın 2002 yılından bu yana ulaştığı ve kredi açtığı küçük işletme sayısı.

YABANCILAR ORTAKLIK İÇİN MASAYA MİLYAR DOLAR KOYMALI

Yabancı bankalarının sayısının artması piyasayı nasıl etkiler?

Zaten şu anda Türkiye’de 14 yabancı banka insiyatifi var. Bunun 14 değil de, 24 olmasının bir büyük kazanım olacağını düşünmüyor, buna ilgi de göstermiyorum. Burada nicelikten çok nitelik önemli. Malumunuz, şu anda yabancı bankaların sektör payı yüzde 5’in altında. Türkiye’de istikrar artıkça, yabancı sermayedarların, Türkiye’ye sermaye özgülemede daha etkin olacağını düşünüyorum.

Ben şu ya da bu oyuncuyu bir yabancı bankanın birkaç yüz milyon dolarlık ele geçirme operasyonuna saygı duyuyorum. Ama, Türk mali sektörünün zaten mali sığlığını nazarı dikkate aldığımda, bunu çok da önemsemiyorum. Hele İş Bankası penceresinden baktığımda hiç önemsemiyorum. Çünkü, bizim gibi bankalara hükmedebilmek için milyar dolarlar seviyesinde sermayeyi masanın üzerine koymak gerekir. Bunu koyamayacak yabancı yatırımcılar da zaten bana yabancı. Yine de Türkiye’de yabancı sermayeli banka etkinliğinin artmasının, her nevi rekabete kalite getireceği düşüncesindeyim.

Masaya milyar dolar koyacak yabancı bankalar hiç olmayacak mı?

Tabii ki olur. Bu da ancak istikrarla gerçekleşir. Şu anda bunu pek mümkün görmüyorum. Şartlar olumlu gelişmeye devam ederse, bu yönde de hareketler olacaktır.

İŞTİRAK SATIŞI DEVAM EDECEK Mİ?

İş Bankası’nın kuruluş amaçlarından biri de sanayiyi desteklemek. Bu nedenle de iştirak yapısı oldukça geniş. Ancak yeni yasada bu konuda kısıtlamalar var. Siz iştirakleriniz konusunda nasıl bir strateji izleyeceksiniz?

Gerek sermaye gerekse finans ve bankacılıkla ilgili kurallar, artık finans ve sanayi ilişkisinin yeniden tanımlanmasını gerektiriyor. Bu da iştirak limitlerini daha da aşağı çekme konusunda kendini gösterdi. İş Bankası bunlara da ayak uyduruyor.

İş Bankası, bu kadar büyük iştirak portföyüyle, kriz dönemine rağmen şu ana kadar iştiraklerin özkaynaklara oranı açısından hiç limitleri aşmadı. Ağır iştirak yatırımına girmesine rağmen bu durum değişmedi. Bundan sonrasında da banka daha önce duyurduğu gibi stratejik açıdan gruba gerekmeyen iştirakleri birleştirmek, elden çıkarmak, hatta gerekiyorsa kapatmak gibi yollara başvurabilir.

Şu ana kadar bu yönde bir çok faaliyet yaptık. Şu anda İzmir Demir Çelik gibi satışa sunduğumuz bazı iştiraklerimiz var. Bunun dışında kalan iştirakleri de finansal ve finansal olmayan diye grupluyoruz. Finansal olmayan iştiraklerden elde tutacaklarımızı, limitler dahilinde bankanın altında tutmak, ya da Türk Ticaret Kanunu değişikliği hayata geçtikten sonra iştiraklerimiz arzu ettikleri takdirde ayrıştırmak suretiyle değerlendireceğiz. Elde tutulmayacak iştirakleri de mevzuat doğrultusunda halka bilgi sunarak satmaya devam edebiliriz.

Peki elde tutacağınız ya da tutmayacağınız şirketler hali hazırda belli oldu mu?

Halka açık bir şirket olduğumuz, hatta çoğu iştirakimiz de halka açık olduğu için, bu şirketler belli oldukça kamuoyuna bildiriyoruz. Prensip olarak finans ve finansın ilgili yan alanları tabii bizim ana konsantrasyon alanımızdır. Buna banka, sigorta, sermaye piyasası, portföy işletmeciliği, GYO gibi iştirakler dahil.

Cam grubu şirketlerinizde dünya devleriyle yarış halindesiniz. Söz konusu iştirakler için nasıl bir yeniden yapılanma planınız var?

Cam sektöründe istesek de stratejik bir satış yapmamız pek kolay görünmüyor. Çünkü, dünyada bizden büyük şirket adedi az. Ama biliyorsunuz, biz model olarak kolektif sermayeye sahip, yani herhangi bir sermaye grubunun çoğunlukta olmadığı bir grubuz. İştiraklerimizin de aynı felsefeyle olabildiğince halka açılması taraftarıyız. Biz de zaten çare var. Biz her zaman halka açıklığı daha da artırmak, tabii şirketlerimizi de o cazibede işletmek suretiyle çözüm yaratabiliyoruz.

PARA İYİ YÖNETİLMEZSE HER ŞEYİ BOZAR

Hedeflerinize ulaşmanızda istikrar ortamının sürmesi de önemli rol oynayacak gibi görünüyor…

Ben özünde Türkiye’nin olumlu bir geleceğe yönlendiğini düşünüyorum. Genç nüfusun iyiyi hak ettiğini, özellikle genç nüfus nedeniyle Türkiye’nin iyi standartlara ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Toplumda gereksiz beklentiler ve hayal kırıklıkları yaratarak yönlendiğimiz AB standartları yolunda tereddütsüz, duygusallığa yer vermeden devam etmemiz gerektiği bir gerçek.

Bana göre, burada AB üyesi olup, olmamamız hiç önemli değil. Atatürk ilkelerinde de ifade edildiği gibi çağdaş medeniyetler Türkiye’nin hedefi olmalıdır. Bu belki her ülkenin hedefi olabilir, ama bu kadar çok çocuk sahibi olan, bu kadar çok genç nüfusu olan ülkenin daha fazla olması gerekiyor. Bu kapsamda da serbest piyasa ekonomisinin ve liberalizmin iyi algılanması gerekiyor.

Her konuda açıklık, şeffaflık hesap verebilirlik gerekiyor. Vergi mükellefinin parasının çok iyi kullanılması gerekiyor. Bütün bunlar içinde finans sektörünün bankacılığın doğru düzgün yapılması ve yönetilmesi gerekiyor. Bu konuda kat edilen yoldan geri dönülmesine vatandaşlar katiyen müsaade etmemeli. Vatandaşlar da mali sektörü çok iyi algılamalı. Kanaatim parasının demokrasisi olmayan, yani para işinde liberal olmayan bir ülkenin liberal ve demokrat olmayacağı yönünde. Para iyi yönetilmezse her şeyi bozar. Ben bütün bunların Türkiye’de artık iyi yönetileceğine inanıyorum. Biz kurum olarak ülke ekonomisinin istikrarla yürümesi için tarafız ve taraf olmaya devam edeceğiz. Burada seyirci koltuğumuzda değiliz ve Türkiye’deki en önemli çakıl taşlarında biri olmaya devam edeceğiz. 

YASAMA ORGANININ FUZULEN İŞGALİ VATANDAŞ İÇİN ZARARLI

Kredi kartlarıyla ilgili olası düzenlemeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu düzenlemeler gerekli miydi?

Kredi kartlarıyla ilgili düzenlemeyi henüz tam anlamıyla otoriteyle paylaşmadık. Bu nedenle detaylara girmek istemiyorum, ama prensibimiz gayet basit. Kredi kartlarının uluslararası iyi örnekler, bunun adına Avrupa Birliği’nde yapılan uygulamalar diyebiliriz, yönünde düzenlenmesinin yararlı olacağını düşünüyorum.

Tüketiciyi korumayla ilgili her türlü düzenleme, tüketiciyi koruma konulu yasalara konulması gerekir. Bu arada her konunun düzenlemeyle, hele de yasayla değerlendirilmemesi gerektiğini, bazı konularda mutlaka bir çare aranacaksa, bunun iktisadi olması gerektiğine inanıyorum.

Mevzi bir takım konuların, toplumun önceliğiymiş gibi gösterilerek, otoritenin ve yasama organının fuzulen işgal edilmesinin vatandaşlar açısından zararlı görüyorum. Dolayısıyla bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan kredi kartları ile ilgili düzenlemelerin birçoğunun bir yasa detayına girilmeden, ilgili otoritelerin, taraflarla çözümleyebileceği hususlar olduğunu düşünüyorum.

Daha somut örnek vermek gerekirse; taksitle alışveriş promosyonlarının sakıncalarından bahsediliyor. Bu sakıncalar eğer finans sektöründen geliyorsa, bu sektörün otoritesi, ticaret sektöründen geliyorsa, bu sektörün otoritesiyle halletmek gerekir. İlla, her hata finans sektöründe yapılır, diye bir kural yok. Sonuçta bu konunun zamanla oturacağını düşünüyorum. Bir miktar kötü popülizmle çarpıtılması mümkündür. Bunu da olgunlukla karşılamamız gerekiyor.    

BANKACILARI SERMAYE PİYASASI TERBİYE EDECEK

Size göre, önümüzdeki dönemde bankacılığın büyümesinde hangi alanlar etkili olacak?

Bana göre, bu konuda perakende bankacılık çok ön plana çıkacak. Yani birey ve küçük işletmelere yönelik bankacılık faaliyetleri sektörün büyümesinde önemli rol oynayacak. Bunun yanı sıra gelişerek konut ve çok fazla sermaye piyasası olacağını düşünüyorum. Mevcut koşullar doğrultusunda sermaye piyasası çok gelişecek ve bankacılığa öyle bir rekabet getirecek ki, biz bankacıları kurumsal işlerde sermaye piyasası terbiye edecek. Tabii bu çok iyi bir şey. Böylece sermayedar da girişimci de alternatife kavuşacak. Bunun için de devletin tasarruflardan talep ettiği payı azaltması ve girişimciliğe daha fazla imkan tanıması gerekiyor.

Peki sermaye piyasalarının gelişmesi türev ürünleri artıracak mı?

Bazı ülkelerde bir yerden sonra mevduat durmuş ve tasarruf sahibi, sermaye piyasası araçlarına gitmiş. Bizde de devlet iç borçlanmasının azalmasıyla sermaye piyasası gelişmeye başlarsa ki, şu anda da ilgi yoğun, mevduata rakip olabilir diye düşünüyorum. Ancak şu anda dağlar gibi yastık altı ve kayıt dışı var. Daha bankanın kapısından girmeyen insana siz türev mi söyleyeceksiniz? Tabii ki onların da payı büyüyecek. Mevcut yapı itibariyle bizim bilançomuzda zerre kadar türev yok. Ama tabii Türkiye giderek istikrar kazandıkça inorganik diyebileceğimiz, bankacılığın alışılmış yapısının dışında olan yani bilanço dışı faktörler giderek gelişecektir. Ama henüz Türk bankaları bunun çok uzağında.

BELGİN BAYIR LEVENT
[email protected]

Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz