Kredi, Hazine işlemleri, kredi kartları, komisyonlar, internet, telefon bankacılığı ve diğerleri... Bankaların temel işlemleri... Ne kar geliyorsa, buralardan elde ediliyor. Zararın adresi de yine ...
Kredi, Hazine işlemleri, kredi kartları, komisyonlar, internet, telefon bankacılığı ve diğerleri... Bankaların temel işlemleri... Ne kar geliyorsa, buralardan elde ediliyor. Zararın adresi de yine bu işlemler... Capital, Türkiye’deki bankaların kar-zarar hesabını, bu temel işlemler için yaptı, nereden gelir elde ettiklerini ortaya koydu.
Bankaların kar ve zarar durumunu yansıtan bilançolara bakıldığında, onlarca rakam ve işlemle karşılaşırız. Krediler kaleminden komisyon gelirlerine, mevduatlardan karşılıklara, çok sayıda teknik gösterge vardır. Bilançoya yansıyan bu verilerden önce, banka günlük hayatımıza yansıyan temel bankacılık işlemlerinin kar-zarar analizini yapar. Bir anlamda, henüz bilançoya ulaşmadan, örneğin kredi kartları, Hazine işlemleri gibi hizmetlerin ne kadar kar getirdiğine bakılır. Ancak, hiçbir zaman bu tür analizler müşterilere, bireylere yansımız. Bankalar, bu verileri, bünyelerindeki özel hesaplarda kullanırlar.
Bankaların bilançolarının, özellikle zarar rakamlarının konuşulduğu bu dönemde, tek tek ürün ve hizmetlerin kar analizi önem kazanıyor. Çünkü, BDDK’nın denetiminden geçen bilançolardan yüksek zarar rakamları çıktı. Neredeyse sektördeki bankaların tamamı zararla çalışıyor gibi bir görüntü var.
Bu olayın bir cephesi... Diğer tarafta ise kredi kullanan şirketlerin ve bireysel müşterilerin yakınması var... Onlar da faiz oranlarından, hizmetlerden alınan yüksek komisyonlardan yakınıyorlar. Bu yakınmaların odağında bankaların fazla “kar” ettiği düşüncesi bulunuyor.
Capital, bu farklı bakış açılarını ortak bir noktada toplamak için özel bir çalışma yaptı. Amacımız ise bankacılık sektöründeki tüm ürün ve hizmetleri tek tek kar-zarar analizine tabi tutup, hangisinin kazançlı olduğunu ortaya koymak. Bu amaçla, kredilerden bireysel bankacılığa, komisyon hizmetlerinden internet bankacılığına, bütün ürün ve hizmetler değerlendirildi. Çok sayıda bankacı ve uzmandan değerlendirme alındı.
Araştırmamızda ortaya çıkan sonuçlara göre, eskisi kadar olmasa da hazine bonolarından, hazine garantili proje kredilerinden, kredi kartlarından, büyük şirketlere pazarlanan kredi ve diğer işlemlerden para kazanılıyor. Ancak, bireysel kredilerden, POS işlemlerinden, ücret alınmayan internet, telefon bankacılığı ve ATM’den yapılan işlemlerden zarar ise ediliyor.
Hazine hala önde mi?
Yıllar boyunca hazine yönetimi, bankaların en karlı merkezi oldu. Hazine bonolarından sağlanan karlar nedeniyle, bu birimleri yönetenlerin yıllık gelirleri, diğer birimlere fark attığı gibi, üst yönetimdeki etkinlikleri arttı. Örneğin Garanti Bankası’nın genel müdürü Ergun Özen, İş Bankası’nın genel müdürü Ersin Özince, Yapı Kredi’nin genel müdürü Naci Sığın, Dışbank’ın CEO’su Tayfun Bayazıt, hazine kökenli bankacılar olarak öne çıkıyor.
Aslında 1990’dan bu yana, iki kriz dönemi hariç, Hazine bonolarından hep kar edildi. İçinde bulunduğumuz dönemde de bu kalemden ediliyor. Ancak, eski kar düzeyleri de tarih oldu. Bunun arkasında ise açık pozisyonların kapatılması ve bankaların risk yönetimi kriterleri var. Bankacılar, bir de aşırı bono pozisyonu taşıdığı için batan Demirbank olayını da unutmuyor.
Ergun Özen, Hazine bonosu işlemleriyle ilgili olarak şunları söylüyor: “Kazanılıyor tabii ama eskisi gibi değil. Çünkü, artık kimse eskisi gibi risk almıyor.”
Bonoda risk yüksek
ING Barings Bank’ın fon yönetiminden sorumlu genel müdür yardımcısı Uruz Ersözoğlu, “Bonolar hem kazandırıyor, hem de kaybettiriyor. Örneğin, 52’den kağıt aldıysan ve halen elinde duruyorsa, zarar ediyorsun. Ama bugünkü düzeyden aldıysan, pozitif bir spread var. Ama riskin de yüksek olduğu unutulmamalı” diyor.
Buradaki ikinci bir kar noktası da, Hazine bonolarında bireysel ve kurumsal müşterilere yapılan aracılık işlemleri. İhalede alınan bonoların, şirketlere satıldığını belirten bankacılar, bu işlemlerden 1-2 puanlık faiz kazancı elde edildiğini söylüyor. Uruz Ersözoğlu, “Son ihalede 62.5’ten alınan kağıtları, müşteriye 60’a sattı. Buradan iyi gelir elde ediliyor” diyor.
Dövizdeki kar marjı düşük
Hazine işlemlerinde bir diğer gelir kalemi de döviz alış ve satışları. Ancak, burada da büyük bankaların etkinliği var. Müşterilere yönelik döviz alış ve satışlarına aracılık eden bankaların, sadece bu işten elde ettikleri aylık gelir 4-5 trilyon lirayı buluyor. Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen, “Bu işlerde hacim büyükse para kazanılıyor. Çünkü, bu işlemde kar marjı çok düşük. Genelde bu işi iyi bilen ve büyük firmalar döviz işlemi yapıyor. İyi yönetiyorlar. O nedenle ancak çok büyük hacim yakalanırsa kar ediliyor” diyor.
Bir bankanın fon yöneticisi, “Alım ve satım arasında 5-6 bin lira fark var. Büyükler, günlük 40-50 milyon dolarlık işlem yapıyor. Bu rakam 2 bin 500 lira olsa, günde 100 milyar lira demek. Ki, bankalar bu kadar düşük marjla çalışmaz” diyor.
Kurumsalda büyük yarış
Kurumsal bankacılık ise şu anda sistemin en yoğun rekabet alanı. Çünkü, ekonomideki sıkıntılar nedeniyle kredi talebi sınırlı büyüyor. Ayrıca, bankalar da yeni sorunlu kredi yaratma endişesi nedeniyle daha temkinli davranıyorlar. Bu nedenle, çok uluslu şirketler başta olmak üzere, 500 büyük, en fazla bin büyük şirketler üzerinde yoğunlaşma var. Bu yoğunlaşma, şirketlere sunulan tekliflerin çok daha rekabetçi olmasına neden oluyor.
Dolayısıyla karlılık beklenildiği gibi değil. Koçbank Yönetim Kurulu Başkanı Burhan Karaçam, “Burada marjlar çok dar ve istenildiği gibi kar edilmiyor. Ek birtakım işlerle kazanılmaya çalışılıyor” diyor.
Ergun Özen ise, “Tabii ki kurumsal bankacılıktan kazanıyorsun. Oradaki kar, önemli ve kaliteli bir kardır. Ama marjlar çok dar. Üstelik şu anda rekabetin en fazla olduğu yer de krediler” diye konuşuyor.
Bir bankacı, gözde şirketler için yabancı bankalarla büyük bir rekabet yaşandığını söylüyor. Aynı bankacı, “Yabancı banka libor+0.5 puanla rekabete giriyor. Ben bu rakamlara döviz kredisi satamam. Benim maliyetlerim ortada” diyor.
Sektörün en karlı alanı
Kurumsal bankacılık hizmetleri çerçevesindeki “Garantili proje kredisi”, bu bölümün en karlı alanı. Yabancı bankaların etkin olmaya çalıştığı bu alanda, yerliler içerisinde Garanti Bankası ve Akbank öne çıkıyor. Garanti Bankası’nın bu kapsamdaki finansman tutarının 870 milyon dolara ulaştığı tahmin ediliyor. Akbank’ın kredi hacminin de bu rakama yakın olduğu söyleniyor. Uzun vadeli olan bu tür döviz kredilerinden sağlanan yıllık gelir ise yüzde 9-10’u buluyor. Doğuş Holding Finans Grubu Başkanı Hüsnü Akhan bu konuda şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Proje finansmanı çerçevesinde kullandırılan kredilerden iyi kar ediliyor. Çünkü, finansman sağlanan kurumun nakit akışını siz yönetmeye başlıyorsunuz. Böylece, ithalat ve ihracat işlemleri de sizden geçiyor. Teminat mektupları sizden alınıyor, döviz alış satışlarını da siz yapıyorsunuz. Bunları bir paket olarak değerlendirildiğinde, bu projelerden yüzde 10’a varan kazançlar elde ediliyor.”
Ticari cephede durum ne?
Orta ve küçük ölçekli işletmelere yönelik olarak sunulan ticari bankacılık işlemleri de bankalar için karlı bir başka alan. Bu şirketlere kullandırılan kredilerin yanı sıra, çek, senet ve havale gibi işlemlerden de kayda değer oranda bir gelir elde ediliyor. Ergun Özen, “İşletme bankacılığı dediğimiz alanda yer alan orta ölçekli firmalarda genelde marjlar daha yüksektir ve burada da iyi bir karlılık var” diyor.
Bankacılara göre, bu işletmelerle çalışmak sadece karlı değil, aynı zamanda düşük risk de içeriyor. Eski bir bankacı, “Bankalar için en karlı müşteriler, bu tür şirketler. Krediyi daha pahalıya satarsın, çek/senet takasını senden geçer, bunlardan iyi komisyon alırsın. Mevduatlarını alırsın, repolarını de piyasanın birkaç puan altına bağlarsın. Bunları yaparken de riskini de dağıtmış olursun. Bu yüzden en karlı müşteri grubu denilebilir. Ama parayı batırma riski de vardır” diyor.
Gözler bireyselde
Bireysel işlemler, her bankanın üzerinde yoğunlaştığı ve önemli bir kar merkezi olarak gördüğü bir alan. Bazı işlemlerinden kar, bazılarından ise zarar ediliyor. Örneğin bireysel krediler... Tüketicilere kullandırılan kredilerden kar edilmediği, hatta zarar edildiği söyleniyor. Burhan Karaçam, “Hesap ortada... Bu kredilerin vadesi 12 ay, mevduatın vade ortalaması ise 3 ay. Hem vade, hem de faiz riski alınıyor. 2000 yılında sistem bu kredilerden çok büyük bir zarar yazdı” diyor.
Bu yüzden de bankalar artık yoğurdu üfleyerek yiyor. Bir ara aylık yüzde 4’ün altına düşen tüketici kredileri, çok kısa bir sürede yüzde 5’in üzerine yükseldi. Zaten kredi kullanımının da sınırlı olduğu söyleniyor. İş Bankası’nın genel müdür yardımcısı Aykut Demiray, “Bireysel kredilerde, geçen yıl zarar edildi ama şimdi zarar yok gibi” diyor.
Peki nereden kazanılıyor?
Bireysel kredilerdeki zarara karşılık, kredi kartlarından kayda değer karlar elde edildiği belirtiliyor. Ancak, kredi kartlarıyla ilgili operasyonları da ikiye ayırmak gerekiyor. Kredi kartlarında, yıllık kullanım ücretinden ve kredilendirilen harcama faizlerinden kar ediliyor.
Garanti Ödeme Sistemleri’nin genel müdürü Mehmet Sezgin, “Rekabet nedeniyle bütün alanlarda kar edilmeyecek noktalara geldik ama kredi kartı faizlerini iyi tuttuk ve buradan kar ediliyor” diyor.
Kredilendirilen harcamalardan elde edilen karlarla da teknoloji yatırımları yapıldığını belirten Sezgin, üye işyerleri ve POS’dan ise zarar edildiğini söylüyor. Sezgin, “Çünkü, rekabet nedeniyle, bir işyerinde 5-6 tane POS koyuyoruz. Bu konuya mutlaka akılcı bir çözüm bulmalıyız” diye konuşuyor.
Telefon ücretlendi!
İnternet ve telefon bankacılığı gibi hizmetlerden de, şu anda bir ücret alınmadığı için zarar ediliyor. Ancak, bunun bir istisnasını Garanti Bankası ve Yapı Kredi Bankası oluşturuyor. İki banka, telefon bankacılığı işlemlerinden ücret almaya başladı. Örneğin Yapı Kredi Bankası, telefonla yapılan EFT’ler için 1.5 milyon lira ücret alıyor. Ancak, diğer bankalar bu işlemleri ücretsiz yapıyor.
Bankacıların buradaki hesabı, maliyetlerden kazanmak. Çünkü, şubede yapılan bir işlemin maliyeti 1 dolar 6 sent, telefonla işlemin maliyeti ise 55 sent düzeyinde. İnternette ise bu rakam 2 sente iniyor. Mehmet Sezgin, “Bu hizmetlerden ücret almıyoruz. Ancak, şubelerin üzerindeki iş yükünü azaltıyor. Böylece maliyetleri düşürdüğü için karlı olduğu da söylenebilir” diyor.
Bireysel bankacılık hizmetleri kapsamında sunulan otomatik ödemelerden az da olsa para kazanılıyor. Elektrik, su, telefon ve doğal gaz dışında, kablolu televizyondan trafik cezası ödemeye kadar varan otomatik ödemelerden ücret alınmıyor. Ancak, şirketlerle yapılan anlaşma gereği bankalar, toplanan fonları 2-3 gün faizsiz kullanabiliyor. Üstelik bu ödemeler için hesap sahipleri, vadesiz mevduat tutuyor. Bu fonların getirisi de, bankalara kar olarak yansıyor. Ancak, burada operasyonel maliyetler devreye giriyor. Burhan Karaçam, “Kar ediliyor gibi görünür ama operasyon maliyetinin ne olduğunu bilmeden, ezbere kar ediliyor demek yanlış olur” diyor.
BANKALAR NEDEN KAR EDEMİYOR?
ÖZ KAYNAK GEREKİYOR Kar elde edememenin temelinde 3 ana sorun yatıyor: Bankaların gelir getirmeyen aktifleri kadar öz kaynakları olması lazım. Bugünkü yapıda ise aktifte gelir yok, pasifte ise maliyet var. Zaten sıkıntı da oradan çıkıyor. Bugüne kadar bankalar bunları gizliyorlardı, canlı kredi diye gösterdikleri donuk hale geldi ve faiz işletilemiyor.
OPERASYON GİDERLERİ İkincisi faizler ve dolayısıyla marjlar düşüyor. Fakat operasyonel giderler o oranda düşmüyor. Ayrıca, bankalar, ücret ve komisyon geliri üretemedikleri için, bu giderleri karşılamaktan aciz kalıyor. Bundan sonra bankalar daha verimli çalışmak mecburiyetinde kalacaklar. Çünkü, verimsiz çalışanlar daha yüksek ücret almak mecburiyetinde kalacak.
AÇIK POZİSYON ARTIK YOK Üçüncü olay, bankalar bugüne kadar açık pozisyon taşıyarak aşırı karlar elde ettiler. Büyük kur riski aldılar ama onun karşılığında da önemli karlar elde ettiler. Şimdi artık bankalar açık pozisyon taşıyamıyorlar. Çünkü, çok yakından kontrol ediliyorlar. Dolayısıyla, açık pozisyonun karlılığı da ortadan kalktı.
Ergun Özen/Garanti Bankası Genel Müdürü
KREDİ VERMELİYİZ Artık bu değirmen öyle dönmez. Para kazanılacak yer kredidir. Kredi verebilmek ve işlem hacminin büyütmek gerekiyor. Bugünkü rakamlara bakıldığında, bankacılık sektöründe kredilerin aktif içerisindeki payı yüzde 30’un altına düşmüş. Bizim bu oranı yüzde 50’lere getirmemiz, Türkiye’nin istikrarlı bir büyüme dönmesi gerekiyor.
FAİZ GELİRİ ARTMALI Yine rakamlara bakıldığında, faiz gelirlerinin toplam gelirlerdeki payı yüzde 27’ye düşmüş. Bu oran, 1990’da yüzde 57 idi. Yine bu seviyelere getirmemiz gerekiyor.
KOMİSYON GELİRİ BÜYÜMELİ Hizmet, komisyon gelirleri artıyor, daha da artması gerekiyor. Bugünkü rakamlara baktığımızda, net komisyon gelirlerinin aktif içerisindeki payı yüzde 0.77. Oysa bu oran, gelişmiş ülkelerde yüzde 1.22 düzeyinde. Bu alanda gidecek çok yolumuz var.
TÜRKİYE VE BATI CEPHESİ Ama esas olarak bankaların faiz geliri elde etmesi gerekiyor. Bugün gelişmiş ülkelerde karın büyük bir kısmı, yüzde 60-70’si faiz gelirlerinden kaynaklanıyor. Bu gelirlerde de kredilerden, menkul kıymetler, Hazine bonosundan sağlanır. Kredilerin oranı zaten çok düştü, Hazine bonoları eskisi gibi değil ve bankalar riskten dolayı agresif davranmıyor. Böyle olunca faiz gelirlerinin payı düşüyor. Onun için de kredilerin bilanço içerisinde payının artması gerekiyor.”
Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?