Kredi Verecek Proje Bekliyoruz

Halil Eroğlu / Türkiye Sınai Kalkınma Bankası Genel Müdürü   Halil Eroğlu, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın genel müdürü...  SYB ile birleşme sonrasında bankanın daha da güç kazandığ...

1.07.2002 03:00:000
Paylaş Tweet Paylaş

Halil Eroğlu / Türkiye Sınai Kalkınma Bankası Genel Müdürü

 

Halil Eroğlu, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın genel müdürü...  SYB ile birleşme sonrasında bankanın daha da güç kazandığını söylüyor. Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası kaynaklı kredi kullandırmaya devam ettiklerine dikkat çekiyor. Ancak, çok elverişli olmasına rağmen, bu kredilere yeterince talep gelmediğini belirtiyor. Eroğlu, “Dünyanın çeşitli kuruluşlarından çok ciddi miktarda kaynağa sahibiz. Ancak, bu kaynakları vermek üzere yeterli derecede uygun proje bulamıyoruz”diyor.

 

Bankacılık sektöründe yaşanan yeniden yapılanma, satın almaların yanı sıra, beraberinde birleşmeleri de getirdi. İlk birleşme de 2001 yılında Doğuş Grubu bünyesindeki üç banka arasında yaşandı. Kamu bankaları arasında yaşanan zorunlu birleşmeyi, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) ile Sınai Yatırım Bankası izledi.

 

Haziran ayı içinde de uzun süredir beklenen Çukurova Grubu bünyesindeki Yapı ve Kredi Bankası ile Pamukbank’ın birleştirileceği açıklandı. Ancak, ardından Pamukbank’ın fona aktarıldığı açıklandı. Önümüzdeki dönemde de yeni birleşmelerin olabileceği, birleşmelerin de bankacılık sektörüne güç katacağı belirtiliyor.

 

Bu görüşün sahibi de, birleştirilmiş bir bankanın başında olan TSKB Genel Müdürü Halil Eroğlu... Birleşmeyle daha güçlü bir mali yapıya kavuşma olanağı bulduklarını söylüyor. Böylece hem kalkınma hem de yatırım bankacılığında daha etkin olacaklarını anlatıyor. Ancak ellerinde kaynak olmasına rağmen, bunu kullandıracak projelerin gelmemesinden yakınıyor.

 

Halil Eroğlu, birleşme sonrasında oluşan yeni yapıyı, kredi pazarını, İstanbul Yaklaşımı’nda üstlendikleri rolü ve sektöre ilişkin beklentilerini Capital’e anlattı:

 

TSKB-SYB birleşmesinden sonra ortaya çıkan yeni yapı hakkında bilgi verir misiniz? Birleşmenin TSKB’ye nasıl bir katkısı oldu?

 

Bildiğiniz gibi, 31 Mart 2002 tarihi itibari ile Sınai Yatırım Bankası tüm aktif ve pasifleriyle TSKB ismi altında faaliyetlerini sürdürmeye başladı. Bu iki bankanın birleşmesi sonrasında ana yapılanmada çok önemli bir değişim olmadı. Sadece insan kaynağında bir sadeleştirme yapıldı. Ardından da TSKB çatısı altında, aynı şekilde çalışmaya devam edildi.

 

Birleşme yeni TSKB’ye, çok daha büyük ve güçlü bir aktifle, daha büyük bir öz varlıkla piyasalara hizmet etme imkanı verdi. Bunun krizlerden sonra Türkiye’deki daha güçlü mali yapılara ihtiyaç duyan ekonominin gidişatıyla paralel bir gelişme olduğunu söyleyebiliriz.

 

Sonuçta eskisi kadar insan gücüyle, çok daha büyük aktif yönetilerek, daha karlı ve daha güçlü bir mali yapıya kavuşmamızı sağladı.

 

Birleşmenin aktifleri ve öz varlıklarınızı güçlendirdiğini söylediniz. Şu andaki durum hakkında bilgi verir misiniz?

 

Birleşik bankada 31 Mart itibariyle 750-800 milyon dolarlık bir aktif büyüklüğüne eriştik. Öz varlığımız ise 75-80 milyon dolar civarında oluştu. 31 Mart itibariyle 13 trilyon lira net karımız var. Bu da TSKB’nin geçen yılki karlarıyla karşılaştırıldığında çok önemli bir artışı, güçlü bir mali bünyenin birleşmesi nedeniyle ortaya çıkan sinerjiyi ortaya koyuyor.

 

Organizasyon yapısında bir değişiklik oldu mu?

 

Ana organizasyon yapısında çok önemli değişimler olmadı. TSKB, eskiden beri kalkınma ve yatırım bankacılığı fonksiyonlarını bir arada yürütüyor. 1950’de Dünya Bankası’nın arzusu üzerine kurulmuş olan TSKB, esas itibariyle, yarı kamusal kuruluşlardan Hazine garantisiyle elde edilmiş orta ve uzun vadeli kaynakları Türk sanayinin hizmetine sunuyor. Burada kalkınma bankacılığı fonksiyonu yürütüyoruz.

 

Bu fonksiyonumuz önümüzdeki dönemde de aynı tarzda devam edecek. İkinci fonksiyonumuz olan yatırım bankacılığı alanında eskiden beri varolan gücümüzün, yeniden yapılanan Türkiye’de daha da artacağını düşünüyoruz. 

 

Ancak TSKB son dönemde yatırım bankacılığı konusunda biraz arka planda kaldı...

 

TSKB eskiden bu yana kalkınma bankacılığı alanında son derece güvenilir ve bu ülkenin kalkınmasına ciddi katkıları olan bir banka. Önümüzdeki dönemde de yeniden yapılanmadan geçen Türkiye’de yatırım bankacılığı alanında önemli hizmetler görebileceğini zannediyorum.

 

İstanbul Yaklaşımı’nda TSKB’nin üstlendiği rolün bunun başlangıcı olabileceğini söyleyebilir miyiz?

 

Büyük firmaların yeniden yapılandırılmalarına yönelik düzenlemenin içerisinde koordinasyon sekreterliği olarak yer alacağız. Bu, normal kalkınma bankacılığı fonksiyonlarının yanında, yatırım bankacılığı fonksiyonlarının da çok yoğun ve etkin olarak piyasalarda rol almasını gerektirir. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde TSKB’nin kalkınma bankacılığındaki pozisyonunu sarsmadan yatırım bankacılığında da önemli işler üstlenmesi gerektiği ve bununla ilgili hazırlıkları yaptığını söyleyebilirim.

 

İstanbul Yaklaşımı çerçevesinde TSKB’nin üstlendiği görev hakkında bilgi verir misiniz? Sistem nasıl işleyecek?

 

Türkiye Bankalar Birliği tarafından hazırlanan ve BDDK’nın yayınladığı çerçeve anlaşması haziran ayı başlarında yürürlüğe girdi. Buna göre, Türkiye’de çerçeve anlaşmasındaki kıstaslara uyan büyük firmalar, en büyük alacaklısı olan bankalara müracaat ederek, İstanbul Yaklaşımı’ndan yararlanmak isteyecekler. Bu firmaların taleplerini alan bankalar, durumu TSKB’ye bildirecekler. TSKB de bankaları koordine ederek, toplantıların düzenlenmesi ve kredilerin yeniden yapılandırılması için kendisine düşen görevlerin tamamını yapacaktır.

 

Bu arada İstanbul Yaklaşımı’nın bir parçası olarak Dünya Bankası’nın vermeyi düşündüğü 500 milyon dolarlık işletme kredisini de TSKB kendi üzerinden firmalara kullandıracak. Bununla ilgili görüşmeler, Dünya Bankası, Hazine ve TSKB arasında devam ediyor. Bu düzenlemelerin sonucunda bu kıstaslara uyan büyük firmalara işletme kredileri daha sonraki dönemde kullandırılacak.

 

Sadece büyük firmalara yönelik bir uygulama mı olacak?

 

İstanbul Yaklaşımı’na çerçeve anlaşmasındaki koşullara uyan firmalar girecek. Bu nedenle büyük firmalar diyoruz. Örneğin 25 trilyon lira cirosu olan, 15 milyon dolarlık ihracatı olan, en az 100 işçi çalıştıran gibi kıstaslar var. Biz sadece büyük firmaların koordinasyon sekreteryası için görev alacağız. KOBİ tarzındaki işletmeler için böyle bir görevimiz olmayacak.

 

Dünya Bankası, İstanbul Yaklaşımı çerçevesinde üstlendiğiniz rol için sizden bir ekip oluşturmanızı istedi. Bu konudaki hazırlıklarınız tamamlandı mı?

 

İki bankanın birleşmesi bize her anlamda güç kattı diyebilirim. Bunların bir tanesi de insan gücüdür. Bu nedenle İstanbul Yaklaşımı’nın gerektirdiği koordinasyon sekreteryasına yönelik insan gücü potansiyeli bankamızda mevcut. Bununla ilgili isimler bizim tarafımızdan tespit edildi. Söz konusu isimler gereken zamanda, gereken yerlere bizim tarafımızdan iletilecek.

 

Türkiye’de sanayinin gelişmesine önemli katkıda bulunmuş bir banka olduğunu söylediniz. Bunu da önemli oranda kullandırdığınız kredilerle sağlıyorsunuz. Şu anda kredi talepleri ne durumda?

 

Bir şey ifade etmekte hiçbir sakınca görmüyorum. Biz yarı kamusal olan Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası, Japon Kalkınma Bankası kaynakları başta olmak üzere, dünyanın çeşitli kuruluşlarından çok ciddi miktarda kaynağa sahibiz. Ancak, bu kaynakları vermek üzere yeterli derecede uygun proje bulamıyoruz. Bu, Türk ekonomisinin geçirdiği bir evrenin sonucu olarak ortaya çıkıyor.

 

Yeni ekonomi programındaki olumlu gidiş devam ederse, önümüzdeki dönemde elimizde varolan kaynakları çok daha süratle kullandırmamız mümkün olacak. Geçmişte kaynak az talep çokken, şimdi son derece fazla kaynağımız var, ama maalesef onları kullandırabileceğimiz yeterli proje mevcut değil. Çünkü, Türkiye’deki ortam nedeniyle müteşebbisler yatırımlarını erteliyor. Bu da kredi taleplerini önemli bir şekilde yavaşlatıyor.

 

Daha çok hangi sektörlerden kredi talebi geliyor?

 

Tekstil önemli bir sektör, turizm önemli bir sektör olarak karşımıza çıkıyor. Bunun dışında imalat sektörü de önemli... Biz de hiçbir sektörde çok yüksek risk almama prensibiyle çalışıyoruz.

 

Kredi verirken aradığınız şartlar neler?

 

Öncelikle kredi talebinde bulunan firmanın bir yatırım projesinin olması gerekiyor. Biz, bu yatırım projesinin fizibil olup olmadığını inceliyoruz. Bunun sonucunda, yatırımın geri ödenebilirliğini biz de teyit edersek, uzun vadeli, uygun faizli kredilerle bu yatırımları destekliyoruz. Ama bu kredilerin tamamı yarı kamusal dediğimiz yurtdışındaki kaynaklardan geldiği için o kaynağın her birinin kendine özel koşullarının da yerine getirilme zorunluluğu var. Bu da her kredi için farklılıklar gösteriyor.

 

Faizlerde geçen yıla göre nasıl bir değişim yaşandı?

 

Bizim kredilerimizin faiz oranları çok serbest değil. Biz çok yüksek ya da çok düşük faizleri deklare etmeyiz. Biz genel olarak makul bir seviyede ve Hazine’nin uygun gördüğü faizlerle müşterilerimizle iş yaparız.

 

Ancak, şunu söyleyebilirim ki, şu sıralarda Libor’un çok düşük olması nedeniyle kur farkı hariç, döviz üzerinden verdiğimiz kredilerde faiz riskinin minimum olduğunu söyleyebilirim. 

 

Banka olarak yıl sonu için hedefleriniz neler?

 

Biz bu yıl 150 milyon dolar civarında bir plasman yapabileceğimizi düşünüyoruz. Yıl sonunda birleşik bankanın önemli bir karının olacağını düşünüyoruz. Bu kar mali bünyemizi daha da güçlendirecektir.

 

750 milyon dolarlık aktifimizin biraz büyümesi beklenebilir. İstikrarlı ortam devam eder, yeniden yapılanma çerçevesinde Türkiye’ye verilecek yeni krediler dolayısıyla, TSKB’nin kalkınma ve yatırım bankacılığında daha da güçlenip, büyüyerek çıkacağını söylemek isterim.

 

Bankacılık sektöründe yaşanan birleşmelerin sektöre nasıl bir etkisi olacak?

 

Birleşmelerin bankacılık sektörüne güç kattığı çok açık. Özellikle düşük sermaye daha güçlü bir hale geliyor. Mükerrer yapılan işler sadeleştirilerek teke indiriliyor. Bunun getirdiği bir maliyet düşüşü söz konusu oluyor. Büyüyen aktifin karlılığı bir müessesede kaldığı için kar potansiyeli artıyor.

 

Uluslararası rekabete açılabilmek için de mutlaka ve mutlaka büyük ve güçlü öz varlıkla çalışmak gerekiyor. Türkiye’nin ana problemlerinden birinin yetersiz sermaye olduğunu söylemek istiyorum. Bu sadece finans sektörü için değil, reel sektör için de geçerli.

 

Bu nedenle de önümüzdeki dönemde Türkiye’de kredi vermek, yani reel sektöre kredi aktarmak kadar, risk sermayesi ve stratejik ortaklıklar gibi, firmalara fon yaratmanın çok önemli olacağı bir döneme giriyoruz. Türkiye’nin gerçek ihtiyacının bu olduğu düşüncesindeyim. Bu nedenle de birleşmenin mutlak ve mutlak müesseselere güç kattığı düşüncesindeyim.

 

Risk sermayesi ve stratejik ortaklıklar konusunda banka olarak sizin hazırlığınız var mı?

 

Biz zaten bu işleri yapan bir bankayız. Bununla ilgili de olabilecek gelişmeleri dikkate alarak uluslararası ilişkilerimize yoğun bir şekilde devam ediyoruz.

 

“SERMAYE AKTARIMI SEKTÖRE GÜÇ KATAR”

 

BDDK’nın denetimleri sonucunda bazı bankalara kaynak aktarımı gündemde. Bu sektörü nasıl etkileyecek?

 

Benim inancım, Türkiye’de sermaye sorunu finans sektöründe de reel sektörde de olduğu yönünde. Ancak, Türkiye’de hızlı enflasyon dolayısıyla varolan sermayelerde enflasyon muhasebesi yapmadan baktığınızda erimiş görünüyor. Enflasyon muhasebesi yaptığınızda finans sektöründe çok ciddi bir sermaye sorunu olup olmayacağı konusunda şüphelerim var. Ancak, bu kağıt üzerinde olan sermayenin ne kadarının nakit sermaye olarak müesseselerde durduğu diğer önemli konudur. Dövizin hızlı artması sonucunda, aktifin içerisinde dövizli ağırlığı olan finans sektörünün öz varlığı TL olması nedeniyle ciddi olarak dolar bazında yıpranmıştır. Sermayeyi kuvvetlendirmek Türk finans sektörüne güç katacaktır.

 

Size göre vatandaşın söz konusu bankaya bakışında bir olumsuzluk yaratır mı?

 

Bence halkın gözünde olumsuz olacak bir şey yok. Burada bankaların likidite problemi bankaların güven problemi yok. Bankaların sadece kendi aktif büyüklükleriyle orantılı öz varlığa sahip olup olamama gibi bir problemi var. Bu nedenle vatandaşın gözündeki bankacılık sektörünün herhangi bir sorunla karşılaşacağını düşünmüyorum.

 

“YABANCILARIN İLGİSİ ARTTI”

 

Banka olarak yurtdışından yeni kaynak arayışınız var mı? Bu konuda sıkıntı çekiyor musunuz?

 

Bizim şu anda kaynakla ilgili hiçbir problemimiz yok. Şunu iftiharla söyleyebilirim ki, yeniden yapılanma sırasında Türkiye’ye olan ilgi son derece artmış görünüyor. Varolan kullanamadığımız kaynakların dışında, Türkiye’nin istikrarlı yapısını koruması halinde çok daha büyük miktarlarda kaynak geleceğini biz şimdiden görebiliyoruz.

 

Biz son üç aydır, sürekli olarak yurtdışından misafir ağırlayıp, işbirliğimizi nasıl artırabiliriz diye görüşmeler yapıyoruz. Bu da yurtdışında Türkiye’ye olan ilginin arttığının bir göstergesidir.

 

“SYB BİNASI SATILACAK”

 

Sınai Yatırım Bankası tüm birimleriyle TSKB binasına taşındı. Peki SYB’nin binası ne olacak?

 

Bu bina TSKB’nin görülmeyen güçlerinden biri olarak muhafaza ediliyor. Bizim Fındıklı’da iki binamız mevcut. Şu anda bu iki binanın içine birleşik bankanın tüm personeli sığıyor. Bunun yanında Zincirlikuyu’daki SYB’nin binası, daha yeni tarihli ve akıllı bina tarzında. Şu anda bu binaya herhangi bir ihtiyacımız yok. Söz konusu binayı, eğer koşullar uygun olursa satmayı, uygun olmazsa da kiralamayı düşünüyoruz. Buradan gelecek olan paranın da bizim öz varlığımızın güçlendirmesine önemli bir katkısı olacağını düşünüyoruz. Bu nedenle bu binaya gizli bir rezerv gözüyle bakıyoruz.

 

Ancak Sınai Yatırım Menkul Değerler hala söz konusu binada faaliyet gösteriyor. Bu şirketi de TSKB Menkul Değerler ile birleştirmeyi planlıyor musunuz?

 

Her iki şirketin birleşmesi konusunda bir faaliyetimiz var. Bununla ilgili çalışmalara da başlamış durumdayız. İki menkul değerler şirketini de TSKB çatısı altında birleştireceğiz.

 

Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz