Orta Ölçekli Banka Olacağız

Pulat Akçin / Anadolubank Genel Müdürü    Anadolubank, 1997 yılında özelleştirildiğinden bu yana, küçük ama sağlam adımlarla yoluna devam ediyor. 2003 yılını 1,7 katrilyon liralık aktif b...

1.07.2004 03:00:000
Paylaş Tweet Paylaş
Pulat Akçin / Anadolubank Genel Müdürü  
 
Anadolubank, 1997 yılında özelleştirildiğinden bu yana, küçük ama sağlam adımlarla yoluna devam ediyor. 2003 yılını 1,7 katrilyon liralık aktif büyüklüğü ve 16 trilyon liralık net kârla kapattı. Genel Müdür Pulat Akçin, “Biz 2003 yılını çok sevdik” diyor. Akçin, 2004 yılında minimum 30 trilyon liralık net kâr rakamına ulaşacaklarını söylüyor. Orta ve uzun vadeli hedeflerini ise, “Sektörün orta ölçekli bankalarının arasına gireceğiz” diyerek açıklıyor.  
 
Anadolubank, Türkiye’de gerçekleştirilen başarılı özelleştirme örneklerinde biri. 1997 yılında Habaş Grubu tarafından satın alınan banka, bugüne kadar küçük ama sağlam adımlarla büyüdü. Bu nedenle ardı ardına yaşanan krizlerden en az darbeyle çıkmayı başardı. Orta ve ortanın altındaki firmaların başta dış ticaret olmak üzere, her türlü finansman ihtiyacını karşılamak amacıyla yola çıkan banka, bu konuda da başarılı oldu.  
 
Aktiflerinin yüzde 42’si kredilerden oluşan Anadolubank, hedef kitlesinde yer alan 8 bin firmaya ulaşmayı başardı. 2003 yılını 1,7 katrilyon liralık aktif büyüklüğü ve 16 trilyon liralık net kârla kapatan bankanın, bu yılki hedefi ise minimum 30 trilyon liralık net kâr rakamına ulaşmak.  
 
Anadolubank Genel Müdürü Pulat Akçin, asıl hedeflerinin sürdürülebilir kârlılık sağlamak olduğunu söylüyor. Orta ve uzun vadede ise, sektörde orta ölçekli bankalar arasında yer almak istediklerini ifade ediyor. “Bu hedeflere ulaşmak için çizdiğimiz yol haritasından sapmadan, yani şeytana uymadan hareket edeceğiz” diye konuşan Pulat Akçin, Anadolubank’ı ve geleceğe ilişkin hedeflerini Capital’e anlattı:  
 
Bankacılık sektörü genel olarak 2003 yılından memnun. Siz banka olarak 2003’ü nasıl geçirdiniz?  
 
2003 hem bizim hem de diğer bankalar için oldukça iyi bir yıldı. Çünkü, 2001’den beri, çok özlediğimiz ticari ve ekonomik hareketlenmeyi nihayet 2003 yılında gördük. Bu bizim için çok önemliydi. Çünkü, doğrudan doğruya ticari bir bankayız. Dolayısıyla, kârlılık açısından iyi bir yıl geçirdik diyebilirim.  
 
Müşteri oturmuşluğu ve ilişkileri kurup ilerletmek açısından da gayet başarılı bir yıldı. Bu süreçte banka çalışanları da ciddi bir eğitim sürecinden geçti. Sonuçta, aktifimizi 1,7 katrilyon liraya yükseltmeyi başardık. Enflasyon sonrası net kârımız ise 16 trilyon lira oldu.  
 
16 trilyon liralık net kâr sizi memnun etmeye yetti mi?  
 
Ticari işletmeler doğal olarak kâr üzerine odaklanır. Ancak, biz bu kâr olayına biraz farklı bakıyoruz. Biz hesaplarımızı, kârlılık üzerine yapıyor ve buna konsantre oluyoruz. Biliyorsunuz, bilançolar kâr ya da zararla zamanda bir noktayı gösterir. Tabii bu göstergeler muhakkak önemli. Ama biz bunun devamlı bir akış şeklinde olması için çalışıyoruz. Yani geleceğe yönelik fon akışlarının devamlılığı bizim için daha önemli. İşte bu anlamda 2003 yılında başarı kaydettiğimize inanıyoruz. Çünkü, biz 2003 yılından itibaren devamlı akışlar olarak baktığımızda ki, biz bunu aylık kârlılık artışı olarak görüyoruz, aşağı yukarı aylık 3 trilyonluk brüt kâr akışını sağlamış bulunuyoruz. Sonuçta, böyle bir rakamı 2003 yılında oturtmayı başardık. Bunu yaparken, bizi asıl mutlu eden ise, bu akışı sağlamamıza katkı sağlayan binlerce firma. Çünkü, bizim felsefemiz sanayiyi finanse etmektir. Binlerce firmayla olan iş ilişkilerimiz sayesinde bir kârlılık yarattık ve bu bize sürekli bir fon akımı sağladı.  
 
Tüm bu açıklamalarınızdan bir yol haritası çizdiğinizi ve o çizgiden sapmamak için çalışmalarınızı bu yönde sürdürdüğünüzü anlıyoruz…  
 
İşte biz bunun için 2003 yılını çok sevdiğimizi söylüyoruz. Biz yola sağlam olarak adım attık, kendimiz de buna göre önlem aldık. Yani biz çizgimizin doğru ve düzgün olduğunu kendi kendimize ispat ettik. Bu çizginin sağlam olduğunu, düz ve devamlı yürümemiz halinde sorun çıkmayacağını net olarak gördük.    
 
2004 yılının ilk beş ayında da bu çizgi devam ediyor mu?  
 
İlk 5 ay da bizim için aynı geçti. Çünkü, biz bir strateji çizdik ve bunun çerçevesinde hızla ilerliyoruz. Bu nedenle bizde sürprizlere yer yok. Bankacılık mesleği büyük sayılar kanununa oturan bir meslektir. Büyük sayılar kanununa ne kadar yaklaşırsanız, sürprizler o kadar azalır.  
2003’de binlerce firmadan fon akışını sağladığımızı anlattım. Bu da bankamızda sürprizlere yer kalmaması için çok önemli bir etken. Biz aynı trendi 2004 yılında da artırarak sürdürüyoruz. Kârlılığımız yine devam ediyor. Gelecekteki fon akımlarının bugünkü değeri prensibiyle çalışıyoruz. Kendimize bir patika belirledik ve bu patikada güvenle devam ediyoruz. Bizde sürprizlere yer yok. Bu da bizim korumak istediğimiz ana kriterlerden biridir.  
 
Peki yıl sonunda Anadolubank’ı nerede göreceğiz?  
 
2004’teki hedefimiz de geçen yılki performansımızı aşmak. Şu ana kadar ki gerçekleşmeler de bunu başaracağımızı gösteriyor. Yaptığımız işlerle piyasada önemli bir görevi de yerine getirdiğimize inanıyoruz. Bu 2004 yılında daha da artacak.  
 
Çünkü,Anadolubank, firmaların finansmanla ilgili tüm ihtiyaçlarını karşılayacak durumda. Biz yağmurda şemsiye almama mantığıyla çalışıyoruz. Bugüne kadar da yağmur yağarken kimsenin elinden şemsiyesini almadık. Bunun bedeli de tabii ki daha likit olmaktır. Bu likiditenin de bir bedeli vardır. Çünkü, getirisi biraz daha azdır. Biz razı olacağımız bir kâr trendini önceden belirledik. Bu kâr trendi içinde kalabilmek ve piyasada ani oluşan fırsatlara kapılmadan çizgimizden sapmadan çalışıyoruz. Açıkçası şeytana uymuyoruz. Bu bedel sayesinde de firmalarla muntazam ve ileri düzeyde bir ilişki sağladık ve ciddi yol aldık.  
 
Razı olduğunuz kâr trendi aylık bazda brüt olarak 3 trilyon lira mı? Örneğin, 2004 yılı için planladığınız kâr rakamı nedir?  
 
Kârı bugünden tahmin etmek çok zor. Burada işin biraz sosyal tarafına sapmak istiyorum. Yaklaşık 10 yıl önce İranlı bir bakan Türkiye’yi ziyarete geldiğinde, “Biz nasıl bir milletiz ki, evimizde Türkçe konuşur, devlete Farsça iptida verir, tanrıya Arapça yakarırız” diye bir açıklama yapmıştı. Şu anda bankacılık sektöründe de böyle bir süreç var. Çünkü defterlerimizi vergi usul kanuna göre yaparız. Bunda enflasyonun etkisi yoktur. Açıkladığımız bilançolarımızı enflasyonlu yayınlarız. Yurt dışında yayınladığımız bilançoları ise uluslararası muhasebe standartlarına göre hazırlarız. Hesaplarımızı ise vergi usul kanunundaki eski düzene göre yaparız. Bu hesaplara göre, 3 trilyon liralık aylık brüt kârdan bahsettim. Bu yılki hedefimiz de minimum 40 trilyon brüt kâra ulaşmaktır. Bunun net kâr karşılığı yüzde 33’ü vergi olacağına göre, 30 trilyon civarında minimum net kâr rakamına ulaşacağımızı söylemek mümkün. Muhakkak ki Türkiye’deki finansal hayatın getirdiği bazı getiriler de buna eklenecektir. Biz tüm bu ekstra getirileri hesabımızın dışında tutarız. Yani, daha önce bahsettiğim gelecekteki muntazam fon akışında, kendimizi bir elbise dükkanı olarak saydığımızda, yaptığımız takım elbise satışıdır. Gömlek kravat ya da çorap satışından elde edeceğimiz kârlar ise bu hesabın dışında tutulur. Sonuçta bizim esas işimiz takım elbise satmaktır, diğerleri faaliyetlerimizi destekleyici ürünlerdir.  
 
Kurumsal ve ticari tarafta ne durumdasınız?  
 
Bizim temel itibariyle felsefemiz firmaların kısa vadeli finansman ihtiyaçlarını karşılamaktır. Tabii bu sadece kısa vadeli finansmanlarda çalışacağımız anlamına gelmiyor. Çalıştığımız firmaların tüm ihtiyaçlarını her zaman yerine getirmeye çalışırız. Bunu sadece kredi vermek anlamında da söylemiyorum. Bu alan firmaların dış ticaret işlemlerine aracılık etmek, çeşitli ödemelerine aracılık etmek, maaş ödemelerini yapmak, yatırım işlemlerini gerçekleştirmek gibi bir sürü işlemi kapsıyor. Bu da beraberinde yeni bir fonksiyon daha getiriyor. Çünkü tüm bu anlattıklarım bankanın aktif bacağını oluşturuyor. Ancak bilançonun bir de pasif tarafı olması gerekiyor. Yani topladığımız kaynaklar, mevduatlar olması gerekiyor.  
 
Ancak biz banka olarak pasif tarafında sadece iş hayatına dayanmıyoruz. Mevduatta hesaplarımızı hane halkı sayısına göre yapıyoruz. Mevduatlarımızın yüzde 40’lık bölümünü bahsettiğimiz ticari ilişkilerimizden elde ediyoruz. Kalan yüzde 60’lık bölümü ise hane halkı tabir ettiğimiz, parasını değerlendiren tasarruf sahiplerinden oluşuyor. Biz bu insanların da her türlü bireysel bankacılık ihtiyacını karşılıyoruz. Her türlü yatırım ihtiyacı, konut kredisi, taşıt kredisi ya da ihtiyaç kredisi ihtiyacını gideriyoruz. Bu alanlarda da oldukça aktifiz.  
 
Bireysel bankacılık, gömlek ve kravat gibi tamamlayıcı bir ürün mü?  
 
Bireysel bizim için tamamlayıcı özellik taşır. Zaten bankanın yapısı itibariyle de bu alanda iddialı olması çok mantıklı değil. Biz 50 şubeli yapımız itibari ile bu alanda yoğun çalışacak durumda değiliz diye düşünüyorum. Daha çok hizmete ve bilgiye dayalı çalışıyoruz. Tüm bireysel hizmetleri müşterilerimize sunuyoruz. Bunu da piyasanın kabul ettiği maliyetler ve faizler içerisinde gerçekleştiriyoruz. Sonuçta müşterimizin tüm ihtiyacını en iyi şekilde yerine getirmek istiyoruz. Bunu yaparken de piyasa fiyatlarının içinde olmaya önem veriyoruz. Bu bizim en önemli prensibimizdir. Biz bankada, “Piyasa bizim efendimizdir” sloganını kullanırız. Yani piyasanın dikte ettiği fiyatların dışına çıkmayız.  
 
Banka olarak orta ve uzun vadede hedefleriniz neler? Gelecekte sizi nerede göreceğiz?  
 
Orta vadede hedefimiz, orta ölçekli bankalar içerisinde yer edinebilmektir. Bizim bugünkü aktif büyüklüğümüz 1,2 milyar dolar seviyesindedir. Fakat orta ölçekli bankalar içerisinde ticari bazı güçlü bir banka olmak istiyoruz. Bu da her yıl aşağı yukarı yüzde 20’lik bir büyüme rakamını yakalamak ve devam ettirmek demek.  
 
Ancak, bizim için büyüklük tek başına hedef değil. Kârlılık ve kalıcılığın sınırını çizmiş bir büyüklük hedefimiz var. Yani ilişkilerimizin sürekliliğini sağlamak bizim için önemli. Yine bunun içerisinde ısrarla üzerinde durduğumuz bilanço yapıları vardır. Örneğin, bizim bilançomuzun aktiflerinin yüzde 50’si krediden müteşekkil olmalıdır. Şu anda bu rakam yüzde 42’ler civarında. Hedefimize önümüzdeki martta ulaşırız diye düşünüyoruz. Bilançomuzun yüzde 20-25’inin likit kalması ve kalan bölümün kamu kağıtlarında olması da bizim için önemli. Bu stratejiden de hiçbir zaman ödün vermek istemiyoruz.  
 
Peki tüm bu hedeflere ulaşmanızda hangi müşteri grubu en önemli rolü oynayacak?  
 
Şu anda hedef kitlemiz orta ve orta altı işletmelerdir. Şu andaki müşteri tipimiz de bunlar üzerine yoğunlaşmıştır ve burada da önemli bir başarı kazandığımızı düşünüyorum. Bu firmalarla birlikte yıllık yüzde 20’lik büyümeyi yakalayacağımızı düşünüyorum.  
Zira şişmeden bahsetmiyoruz, ayağı yere basan bir büyümeden bahsediyoruz. Fakat gerçek, ayağı yere basan, uzun soluklu bir strateji yapmak nispeten daha zordur. Biz bu stratejilerle hedeflerimize ulaşacağımızı düşünüyoruz. Fakat uygulandığı zaman hem bankaya, hem müşterilere hem de ortaklara tatmin veren bir stratejidir.  
 
Baktığınızda neredeyse tüm bankaların hedef kitlesinde orta ve ortanın altı işletmeler yer alıyor. Siz diğer bankalardan farklı olarak bu kesime nasıl bir hizmet götüreceksiniz? Onları sizle çalışmaya nasıl ikna edeceksiniz?  
 
Evet herkes bu kesimden bahsediyor, ben burada yine rakamlara döneceğim. Rakamlar kendi içlerinde zaten konuşuyorlar. Bizim bilançomuzdaki aktiflerimizin yüzde 42’sinin ticari kredilerden oluştuğunu daha önce söylemiştim. Bu kredileri kullandırmak için, bizim 8 bin civarında müşterimiz var. Bunların da yüzde 95’i bu orta ve orta altı ölçekli firmalardır. Belli bir zamanda 8 bin civarındaki firmanın 4 bin 500 tanesiyle, mutlaka ticari, yani kredi ilişkisi içindeyiz. Yanlış hatırlamıyorsam, bir araştırmada Türkiye’de 100 milyar ve üzerinde kredi alan firmaların sayısının 33 bin olduğu saptanmıştı. Bunun içerisinde tabii ki çok büyük ölçekli firmalar da var. Ben böyle bir rakamın içerisinde, 8 bin firmadan ve bunun 4 bin 500 civarındakinin aktif olduğundan bahsediyorum.  
 
Peki hedef kitlenize nasıl ulaşıyorsunuz?  
 
Bunlara ulaşmak, sır değil. Bilinmez, enteresan yeni buluşlarla yapmıyoruz. Çalışmak kişisel ilişkilerimizi sürekli taze tutmak ve kendimizi o firmaların yerine koyarak ulaşıyoruz. Üşenmeden, yorulmadan, sebatla, sabırla ve demoralize olmadan çalışıyoruz. Rakamlarımız bu noktada başarılı olup olmadığımızı zaten gösteriyor.  
 
Biz proaktif yaklaşımla hedef kitleye ulaşıyoruz. Onlar bize değil, biz onlara gidiyoruz. Bunu desteklemek için öncelikle genel müdürlük bazında, pazarlama dediğimiz, hedef kitlemizi ve onların ihtiyaçlarını tespit eden birimlerimiz var. Bunların gösterdikleri çerçeve içerisinde şubelerimizdeki pazarlama ekipleri direkt hedef kitleye ulaşıyor. Yani biz “mass marketing” yapan bir banka değiliz. Çünkü bizim prensiplerimiz önemlidir ve ödün vermeyiz. Biz uzun soluklu bankacılık düşündüğümüz için uygun hedefe gitmek isteriz. İşlerimizi baştan düşünür, hedef kitlemizi belirler, onlara kişisel yaklaşmak isteriz. Çünkü kişisellik bizim için önemlidir. Biz işimizde insan unsurunu aradan kaldırmak istemeyiz. Bu pazarlamada da bizim hedefimizdir, bunun da önemli olduğunu düşünüyoruz.  
 
Bankalar bu kesime yönelik özel ürün ya da paketler geliştiriyor. Sizin böyle bir planınız var mı?  
 
Biz standart ürünler bankası değiliz. Bu nedenle de standart bir ürün satmayı düşünmüyoruz. Firma ihtiyaçlarına göre ürün satmayı tercih ediyoruz. Biz kişisel yaklaşımla bilançosunun içine girerek, firmanın durumunu anlamaya çalışıyoruz. Onlara ihtiyaçlarını karşılamanın doğru yolunu anlatarak, tercihi de kendilerine bırakarak ürünlerimizi çeşitlendiriyoruz. Tabii ki kredi, mevduat gibi standart ürünlerimiz var. Biz bu standart ürünleri ihtiyaçları göz önüne alarak kişiselleştiriyoruz. Kombine edip hafif değişiklikler yaparak, firmanın ihtiyaçlarına daha uygun hale getiriyoruz. Biz de standardın dışındaki firma beklentisi ve banka beklentisini karşılayabilecek fleksibilite, bilgi ve yaklaşım var. Bu nedenle de anında müdahale edebiliyoruz. Esas özelliğimizin de bu olduğunu düşünüyorum.  
 
Firmaya özel çözümler, iyi bir insan kaynağı yapısı gerektiriyor. Bu konuda banka olarak nasıl bir çalışma içindesiniz?  
 
İnsan kaynaklarına gerçekten çok ciddi yatırımlar yapılıyor. Ben sürekli olarak şube ziyaretlerine giderim. Geçenlerde bir şubenin müdürü, “Biz 14 kişilik bir şubeyiz. Ancak sayenizde bütün bir yıl 11 kişi ile çalıştık” dedi. Bunun nedeni çalışanımıza yaptığımız yoğun yatırımdan kaynaklanıyor. Eğitimlerimizi ciddi olarak artırdık. Üstelik bu eğitimlerde sadece bankacılık değil, kişisel gelişime yönelik eğitimler de vermeye özen gösterdik. Bu eğitimler öncelikle kişisel olarak kendilerine yardımcı olacak eğitimlerdi. Biz bunun daha yararlı olacağını düşünüyoruz. Önce kişilerin kendilerini geliştirmesine yardım etmek istiyoruz, çünkü bu daha önemli. Bu beraberinde zaten müessesenin gelişimini getirir. 2003 yılında verdiğimiz eğitimle, sanıyorum sektörün 7-8 saat üzerindeydik. Tabii tüm bunların yanı bankaya girişte bir alt yapı ve iyi bir eğitim arıyoruz. Fakat bizim için asıl önemli olan düşünce kapasitesi, bunun da ötesinde işi başarma ve işten tatmin olma isteği yatıyor.  
 
Ticaretin finansmanı konusunda aktif olduğunuzu söylüyorsunuz? Kaynak yaratma konusunda nasıl bir çalışmanız var? Bu konuda sıkıntı yaşıyor musunuz?  
 
Kaynak sorunumuz yok. Kaynaklarımız genel olarak mevduata dayanır. Bizim kaynaklarımızın yüzde 75-80’lik bölümü mevduata dayanır. Kalan yüzde 20’si ise özkaynaklarımız ve yurtdışı borçlanmalarımızdan gelir. Ben iyi yönetilen bankalarda kaynak sorunu olmayacağını düşünüyorum. Çünkü kaynak sorunu daha ziyade yönetim sorunudur. Eğer elde ettiğiniz kaynağın belli bir yüzdesini bir kenarda tutarsınız, yani yolunuzdan sapmazsanız bankaların kaynak sorunu olmaz. Aktiflerinizi ona göre tutarsanız, büyüme hırsını doğru hesaplarsanız kaynak sorunu yaşamazsanız. Örneğin, biz 10 lira aldığımızda, 2 lirasını bir kenara koyuyoruz. 3 lirasını munzam, dispo ya da Hazine bonosuna ayırıyoruz. Kalan 5 liralık kısmını da kredi olarak veriyoruz. Bunu yaparken de işletme sermayesi ihtiyacı için o portföy içerisindeki mobiliteyi sağlamaya özen gösteriyoruz.  
 
Alternatif dağıtım kanalları konusunda ne kadar aktifsiniz?  
 
Alternatif dağıtım kanallarından ATM ve interneti kullanıyoruz. İnternet yatırımını henüz geçen yıl tamamladık. Bu konuda belki biraz geç kaldık, ama bunun avantajlarını da kullandık. Çünkü en yeni teknolojiyi kullandık. Çalışmanın birinci fazı tamamlandı, ikinci fazı da bitmek üzere. Bunun dışında wap gibi teknolojilere Türk insanının daha alışamadığını düşünüyoruz. Telefon bankacılığı ise bir ara çözümdü. Daha ziyade 4-5 yıl öncesinin bankacılığıydı. Bizim de call center’ımız var. Ancak burasını işlem yapmak için değil, çözüm üretmek için kullanıyoruz. Biz dönemin internet bankacılığı dönemi olduğunu düşünüyoruz.  
 
Anadolubank ve Anadolu Yatırım’la finans sektöründeki faaliyetlerinizi sürdürüyorsunuz. Finans alanında yeni iştirakler olacak mı?  
 
Şu anda leasing şirketi kurmak üzere çalışmalarımız var. Faktoring şirketi konusunda ise bir çalışmamız yok. Zaten yapılan iş itibariyle buna gerek de olmadığını düşünüyoruz. Çünkü bizim çalıştığımız orta ve ortanın altı grup, faktoring şirketinin de çalışma alanına giriyor. İhracat faktoringi açısından baktığımızda, biz ihracatçılara da bütün kredi olanaklarını zaten veriyoruz. Çeşitli çözümleri onlara sunuyoruz. Ancak leasing bizim için gerçekten ihtiyaçtı. Yakın bir zamanda da faaliyete geçecek. Öyle ki sistemi ve kadrosu hazır durumda. Sigortaya da şu anda girmeyi düşünmüyoruz.  
 
“1,6 MİLYAR DOLARLIK DIŞ TİCARETE ARACILIK EDECEĞİZ”  
 
Yaptığımız iş takım elbise satışı” derken, kastınız ticari bankacılık ve başlangıçtan bu yana ağırlık verilen dış ticaret işlemleri mi?
 
 
Anadolubank’ın 50 şubesi var. Bu nedenle, sektörde en önce hizmet ve bilgiyle rekabet etmemiz gerekir. Bizim rekabetimizin ana unsurları da hizmet, bilgi, devamlılık ve kalcılıktır. Burada da dış ticaret kaçınılmazdır. Dış ticarette bir hayli yol aldık. Gerek ihracat-ithalat işlemlerinde gerekse ihracat ve ithalatçının finansman işlemlerinde gitgide artan bir şekilde rol alıyoruz. 2004 yılı rakamlarını açıklamak için henüz erken fakat geçen yıl itibariyle 1,2 milyar dolarlık dış ticaret işlemi aracılığı gerçekleştirdik. Bu yıl, yaklaşık yüzde 30 civarında bu rakamı artırmayı düşünüyoruz. Yani 2004 yılında 1,6 milyar dolar civarındaki dış ticaret işlemine aracılık etmeyi hedefliyoruz.  
 
Ayrıca Türkiye ekonomisinin yapısı nedeniyle, dış ticaret işlemleri zaten kaçınılmaz bir hal aldı. Çünkü ekonomimiz gittikçe daha dışa açık bir yapıya, dünya ile daha entegre duruma geliyor. İhracat ve ithalat rakamları da bunu gösteriyor. Biz bu alanda gerek hizmet kalitesi, gerek muhabir ağıyla bir hayli görevi yerine getirdiğimizi düşünüyoruz.  
 
“HEDEFİMİZ 80 ŞUBEYİ ULAŞMAK”  
 
Önümüzdeki dönemde yeni şubeler olacak mı?
 
 
Bu yıl için şube sayısı artırma planımız yok. 50 şubeli yapımızla yolumuza devam etmek istiyoruz. Ekonomik aktivitenin yoğunlaştığı bölgelerde şubelerimiz var. Bundan sonra da yapılanmamız böyle devam edecek. Gelecek yıl 5-10 arasında şube açmayı planlıyoruz. Biz Türkiye’de ticari bankacılığın yapılması için 100’lerce şubeye gerek olduğuna inanmıyoruz. Türkiye’de ticari bankacılığın yapılması için 40-50 şubenin yeteceğini, fakat pasif yönetimi için daha fazla şubeye ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle gelecek yıl içinde şube sayımızı biraz daha artıracağız. Orta vadede beklentimiz ise 80 şubeli bir banka olmak. Bunun dışında büyümek istemiyoruz. Bunun yanında dikey büyümeyi tercih ediyoruz. Yani belli bir kapasiteden daha fazla kişi başına mevduat, kişi başına kredi, kişi başına kârı maksimize etmek istiyoruz. Çünkü bankacılık hakikaten çok tedbirli olunması gereken bir meslek. Çünkü tüm dünyada bankalar aktif üzerinden yüzde 1-1,5 marjlarla çalışıyor. Bütün aktifler üzerinden bu marjla çalışılan bir meslekte dikkatli olmak, işin en önemli gerçeklerinden. Bu maliyetleri kontrol altına almak için önemlidir. Bu nedenle çok şubenin, özellikle teknolojinin bu denli ilerlediği bir piyasada çok mantıklı olmadığını düşünüyorum. Belli sayıda şube ve her şubeyi kâr merkezine çevirmek, bu konudaki felsefemizi oluşturuyor. Bu felsefe doğrultusunda orta vadede 80 şubeli bir banka olarak daha dikey büyümeyi sürdüreceğiz.  
 
“BİREYSELDE BÜYÜMEK STABİLİTEYE BAĞLI”  
 
Bireysel bankacılık küçük çaplı krediler ve mevduatla mı devam edecek?
 
 
Bireysel bankacılık, ekonomik stabilite gerektirir. Bu çok önemli. Ben bir süre yurt dışında kaldım. Gittikten 9 ay sonra ev aldım. Çünkü o cesareti kendimde buldum. Ama Türkiye’den bir ev satın alabilmek için 40’lı yaşlarımı beklemem gerekti. Bu büyük bir rahatlık. Fakat o oradaki stabilitenin sunduğu bir rahatlık. Finans kuruluşları bu rahatlığı hissediyor. Bireysel tarafta kişilerin tasarruflarını değerlendirmek ve onlara en iyi hizmeti sunmak için elimizden geleni yaparız. Fakat kredilendirme, stabilite konusudur. Türkiye hala istikrarsız değil. Ama makro dengelere baktığınızda stabilitenin uzun dönemde olup olmadığı konusunda hala kuşkular mevcut. Zaten dalgalanmaların temelinde de bu yatıyor. Bizim bireyselde ilerlememiz için biraz daha stabil bir ortam olması gerekiyor. Tabii bu dönemde de kredi veriyoruz, ama belli limitler içinde kalmayı tercih ediyoruz. Tabii şunu da hemen belirtmeliyim, biz banka olarak, bireyselde hiç aşağı değil, hatta daha yukarıdayız. Çünkü Türkiye stabiliteye doğru gidiyor. Buna tam olarak ulaşıldığı anda bireyselde de ticarideki tecrübemizi kullanacağız. Akşamdan sabaha sistemlerimizi bu yöne kaydıracağız ve bu alanda da aktif olacağız. Yani insanların 30 yıl vadeli kredilerle ev alabilme, 7-8 yıl vadeli kredilerle araba alabilme özlemini, tabii ki biz de gidermek istiyoruz. Ancak hala piyasanın önünde riskler var. Dün bankaların önündeki en önemli risk kur riskiydi. Bugün ise bankaların önündeki en önemli risk vade riskidir. Şimdilik bu riskin elemine olma ihtimali de yok gibi görünüyor.  

Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz