Değişim beklenenden hızlı ve dramatik oldu. Bankalar kapandı, birleşmeler gerçekleşti. Şube ve mevduat satışı gibi yeniliklere de tanık olduk. Sonuçta, banka sayısından pazar payına, orta ölçeklile...
Değişim beklenenden hızlı ve dramatik oldu. Bankalar kapandı, birleşmeler gerçekleşti. Şube ve mevduat satışı gibi yeniliklere de tanık olduk. Sonuçta, banka sayısından pazar payına, orta ölçeklilerin durumundan yabancıların payına, neredeyse her şey değişiyor. Bu,bankacılıkta çok yeni bir rekabet düzenini ve yapısını da beraberinde getiriyor. Şimdi herkes 2002’de şekillenecek, sonraki yıllarda daha da oturacak bu yapıyı tahmin etmeye çalışıyor. Capital ise bu tahmine, özel bir çalışma ila katkıda bulunuyor.
Finans sektörü için yıllar önce sıkça dile getirilen değişim süreci, 2001’de hızlandı. Hatta, son 3-4 aylık süreçte yaşanan olayların hızını yetişmek de mümkün olmadı denilebilir. TMSF bünyesine çok sayıda banka alındı, bunlardan bazıları kapatıldı, bazıları da birleştirildi.
Satılanlar da oldu. Kimi bankalarda ise şube satış stratejisine başvuruldu. Son olarak sermayesi yetersiz özel bankalara destek amacıyla bir yasa tasarısı hazırlandı. Sektör, 2001 yılını inanılmaz bir hareketlilikle geçirdi, 2002 yılına ise değişim rüzgarıyla girdi.
Sektörde, geçtiğimiz yıla kadar yaşanmayan birleşmeler, doğal olarak sistemdeki büyüklük sıralamasını da büyük ölçüde değiştirdi. Örneğin Osmanlı Bankası’nın bilançosunu devir alan Garanti Bankası, en büyük özel sektör bankası olarak öne çıktı.
Sümerbank’ı satın alan Oyak Bank da, 189 şubelik bir ağ ile en büyük bankaların sınıfına katılmak için hızlı bir büyüme sürecine girdi. Geliyorlar, gelecekler denilen yabancı bankalarda başarısızlıkla biten görüşmeler daha ağır bastı. Intesa-Garanti, Citibank-TEB, UniCredito-İktisat, BNP Paribas-Finansbank, görüşmeleri bir imza atılmadan sona ererken, HSBC, Demirbank’ı satın alarak yabancılar içerisinde öncü rolü üstlendi. Portekiz-Hollanda sermayeli Novabank da 5 şubeli Sitebank’ı satın alarak, sürece katılan ikinci banka oldu.
Sektörde yaşanan hızlı değişimi ele almak ve 2002 beklentilerini, görülebilecek tablonun ayrıntıları için bankacılarla, uzmanlar ve aracı kurumların banka analistleriyle konuştuk. Sonuçta, ortaya çıkan ortak görüş, sektörün değişim sürecinin tamamlanmadığı ve 2002’de çok farklı bir tablo yaşanacağı yönünde…
18 banka tarih oldu
Geçtiğimiz yılda yaşanan ve baş döndüren hızlı süreçte yaşananlara kısaca bir göz atalım. Dikkat çeken önemli gelişme, yıllardır sektördeki banka sayısının fazla olduğunu söyleyen yönetici ve patronların bir bölümünün bankalarına el konulması oldu. TMSF bünyesindeki bankalar ve kamu bankalarında yapılan operasyonlarla, konsolidasyon süreci başlatıldı. 2001 yılına girildiğinde, banka sayısı 79 idi. 2002’nın ilk ayında bu sayı 61’e indi. Geçtiğimiz yıl müşterilerine hizmet veren bankalardan 18’i artık yok. Bu bankalar da şunlar: Emlak Bankası, Sümerbank, Yaşarbank, Esbank, Interbank, Bank Kapital, Ulusal Bank, Demirbank, Bank Ekspres, Egebank, İktisat Bankası, EGS Bank, Kentbank, Etibank, Körfezbank, Osmanlı Bankası, Atlas Yatırım Bankası, Okan Bank…
Aslında sektörde çok konuşulan konsolidasyonun ilk örnekleri TMSF bünyesine alınan bankalarda oldu. Sümerbank ve Etibank, fon bünyesinde bankaların birleştirildiği 2 çatı banka oldu. Sümerbank, Oyak Bank’a satıldı ama Etibank’a talip çıkmadı. Ancak, bankanın şubeleri satıldı. Bankacılık sektöründen çekilen tek kamu bankası Emlak Bankası oldu. Banka, şube ve personeliyle birlikte Ziraat Bankası’na devredildi.
İki büyük grubun atağı
Özel sektör içerisinde birleşme operasyonu, sonraki dönemde iki grup tarafından da hayata geçirildi. Doğuş Grubu bünyesinde bululan 3 Körfezbank, Osmanlı Bankası ve Garanti Bankası, tek bankaya dönüştü. Bu dönüşüm, Türkiye’en en büyük özel sektör bankasını yarattı.
Garanti, bu liderliğini kaptırmamak için TMSF bünyesindeki bankaların bir kısım mevduatını da satın aldı ve müşteri sayısına 100 bin kişi daha ekledi. Bu müşteriler için de özel bir program hazırladı. Garanti Bankası’ndan Cemal Kişmiş, “Bu müşterilerin döviz hesaplarını devir aldık. Şube müdürleriyle bir toplantı yaptık ve bu müşterileri kazanmak için en yüksek çabayı göstermelerini istedik. Ek olarak, onlara TL mevduat hesabı açtık, ATM kartlarını bastırdık” diyor.
Birleşme operasyonuna imza atan bir başka grup Oyak oldu. Grup, Sümerbank’ı satın alıp, Oyak Bank ile birleştirdi. Ortaya 189 şubeli bir bankanın sahibi oldu. TMSF’den Bank Ekspres’i satın alan Tekfenbank ise böylece ticari bankacılık alanına giriş yaptı.
Özel sektör bankaları içerisinde birleşme operasyonu yürüten bir başka kurum da İş Bankası oldu. Banka, çoğunluk hisselerine sahip olduğu 2 yatırım bankasını birleştirme kararı aldı. Türkiye Sınai Kredi Bankası (TSKB) ve Sınai Yatırım Bankası (SYB) birleştirilerek, 1 katrilyon liralık aktif büyüklüğüyle, Türkiye’nin en büyük yatırım bankasının oluşturulması hedefleniyor.
Değişim devam edecek
Bankacılık sektöründe yaşanan bu süreç, aynı şiddette olmasa da finansın diğer alanlarında; sigorta, aracı kurum, factoring ve leasing cephesinde de yaşanıyor. Özellikle TMSF bünyesine alınan bankaların mali iştiraklerinin elden çıkarılması, konsolidasyon sürecinin bir parçasını oluşturuyor.
Konuştuğumuz bankacı, uzman ve analistler, değişim sürecinin bitmediğini, devam edeceği görüşünde. 2002’de genel beklentilere bakıldığında, konsolidasyon sürecinin devam edeceğine yönelik beklentiler bir hayli güçlenmiş durumda.
Örneğin, geçtiğimiz yıl çok konuşulan, ancak bugüne kadar doğrulanmayan Yapı Kredi-Pamukbank evliliğinin altyapı çalışmalarının başladığı konuşuluyor. Aslında, BDDK, evliliği isim vermeden fiilen teşvik etmeye yönelik açıklamalar da yapıyor. Edindiğimiz son bilgiler, altyapı ve sistemlerin birleştirilmesine yönelik çalışmaların başladığı yönünde...İki bankanın birleşmesi halinde, aktif büyüklüğü15 milyar dolara ulaşan bir dev ortaya çıkacak.
Büyüklerin Vakıfbank ilgisi
Sektörde dikkatle izlenen bir başka gelişme de, bu yılın ilk yarısında özelleştirilmesi beklenen Vakıfbank’la ilgili senaryolar... 2001 yılının ilk 9 ayı itibariyle 5.1 milyar dolar aktif büyüklüğüne sahip olan bankanın, mevduatta yüzde 5, kredilerde ise yüzde 6.6 pazar payı var. Fakat, en cazip tarafı, geniş müşteri, mevduat tabanı ve 1.2 milyonluk kredi kartı müşterisine sahip olması.
Bu tablo, bankaya yönelik ilgiyi de artıryor. Şu anda Akbank ve Garanti’nin ilgilendiği söyleniyor. Ancak, kesin kararlarını vermiş değiller. Garanti Bankası’nın genel müdürü Ergun Özen, “11 Şubat’ta başvuranların, kitapçık alanların listesinde olacağız ama teklif verip vermeyeceğimizi henüz karar vermiş değiliz” diyor. Akbank’ın genel müdür yardımcısı Hayri Çulhacı ise, “Bankayı inceliyoruz, teklif verip vermeyeceğimizi bilemiyoruz, değerlendirmelerimiz devam ediyor” diyor.
Yerli gruplar içerisinde Vakıfbank’la ilgilenen Finansbank’ın patronu Hüsnü Özyeğin’in nasıl bir strateji izleyeceği bilinmiyor. Capital’in edindiği bilgilere göre, Oyak Bank da bu bankaya teklif verebilir...
Yabancılar içerisinde Vakıfbank’a en yakın ilgi, Fransız Societe Generale tarafından gösteriliyor. Bu listeye BNP Paribas, Citibank gibi yabancı devlerin katılması sürpriz olmaz.
Ancak, bu bankanın satışında işlerin kolay olmadığı da ifade ediliyor. Credit Suisse’in Akdeniz Bölgesi Araştırma Direktörü Afa Boran’a göre, Vakıfbank’ın satışında BDDK’nın yaptığı yaratıcı çözümler olmayacağından inceleme, satış süreci zorlu geçecek.
Büyüklerin avantajı
2002’de beklenen bir diğer gelişme, çok şubeli büyük bankaların, sistemden aldıkları payların daha da büyüyecek olması. Türkiye Bankalar Birliği’nin 3 aylık verilerine bakıldığında, 4 büyük bankanın toplamdaki payı, her 3 dönemde büyümeye devam etti.
BDDK’nın “Banka sermayelerini güçlendirme raporu” da bu gelişmeyi kaydediyor. Raporda, Eylül 2001 rakamları itibariyle, özel bankaların aktiflerinde, son 1 yılda yüzde 3.6 reel artış olduğu dikkati çekiyor. Ancak, bu oran, ilk 5 banka dışarıda bırakıldığında, yüzde 9.4 küçülmeye işaret ediyor.
Bankacılar, yeni dönemde, büyük bankalara kayışın artacağı yönünde tahmin yapıyor. Sistemin küçükleri teşvik etmediğini söyleyen Koçbank’ın yönetim kurulu başkanı Burhan Karaçam şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Fon bünyesine alınan bankaların mevduat sahipleri çok sıkıntı çekti. Hesaplarını başka bankalara, başka şubelere devredildi. Bunlar da çektikleri sıkıntılar ve güven olgusu nedeniyle büyük bankalara yöneldi. Bu yönelimin bir süre daha devam edeceğini düşünüyorum. Fakat bir süre sonra hizmet ön plana çıkacak. Güvensizliğin kaybolmasıyla birlikte kaliteli hizmete yönelik olacak. Bu hizmeti iyi verirlerse orta ölçekli bankalara yönelik olabilir”.
“Kamular küçülecek”
Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen de, “5-6 bankanın piyasa payı yüzde 70-75’leri bulacak. 2002’de belki bu oranlara ulaşılmayacak ama 2003-2004’te bunları göreceğiz.
Dünyanın her yerinde böyle oldu, bizde de öyle olacak” diyor. Özen’e göre, kamu bankalarının bilançolarındaki küçülme devam edecek ve özel bankaların payı artacak.
Akbank’ın genel müdür yardımcısı Hayri Çulhacı da, büyük bankalara yönelik ilginin devam etmesini bekliyor. Çulhacı, özellikle mevduattaki yüzde 100 güvencenin kaldırılmasından sonra bunun öne çıkacağına dikkat çekiyor. Çulhacı, “Mevduat sahibi, parasını nereye yatırdığını bilmeli, mali bilgileri izlemeli. Parasını yatırdığı bankanın mali denetim raporlarını, rating raporlarını, murakıp raporlarını okuyabilmeli. Bunları internet sitesine koymak da çok kolay ve buradan herkes bu raporlara ulaşabilir” diyerek Akbank’ın yaklaşımını dile getiriyor.
Hangi bankalar atakta?
Çok şubeli büyük bankaların büyümeye devam edeceğine yönelik beklentilerle birlikte, orta ölçekli bankaların stratejisi de yakından izleniyor. Aslında birçok orta ölçekli banka, yeni döneme hazırlanmak için çeşitli önlemler almaya başladı. Örneğin, Dışbank, şube ağı genişletme, Sistem D ve İdeal Kart gibi projelerle bu atağını başlattı bile...
Zorlu Holding bünyesinde bulunan Denizbank ise Etibank ve Kentbank’tan toplam 65 şube satın aldı, şube sayısını 100’ünh üzerine taşıdı. Ayrıca, kredi kartı pazarındaki payını artırmak için, Anadolu Kredi Kartları’nı bünyesine kattı.
Orta ölçekli bankalar içerisinde en hızlı büyüme sürecine giren banka ise Koçbank oldu. Geçtiğimiz yıl mevduat tabanını dolar bazında yüzde 40’a yakın oranda büyüten banka, UniCredito ile ortaklık görüşmelerine başladı. Ancak, organik büyüme de bütün hızıyla devam ediyor. Bankanın şube ağı 100’ü geçti ve Migros’lardaki şubelerle bu sayı sürekli artış gösteriyor. Burhan Karaçam, “UniCredito ile ortaklık görüşmeleri devam edecek, ama bizim organik büyümemize de devam edeceğiz, yerimizde durmayacağız” diyor.
Büyüme beklentisi sınırlı
Bugüne kadar ekonomideki büyümenin 2-3 kat daha hızlı büyüyen bankacılık sisteminin, 2001’deki küçülmeyi telafi edip edemeyeceği soru işareti. Bankacılar, bu konuda temkinli olmayı tercih ediyor. Garanti Bankası’nın genel müdürü Ergun Özen, “Eğer ekonomi yüzde 2-3 gibi büyüyecekse, sistem de bu oranın biraz üzerinde büyür. Ama, geçmişte olduğu gibi çok hızlı bir büyüme beklemiyorum. Global ekonomilerdeki düzelme Türkiye ekonomisine de yansıyacak. Fakat, bunun etkilerini 2003’te görürüz” diyor.
Bir aracı kurumun banka analisti de, sektörün yüzde 9-10 oranında reel büyüme sağlayacağı görüşünde. Adının yazılmasını istemeyen banka analisti, “Bankacılık sektöründeki reel büyümeyi yüzde 9-10, ikinci çeyrekten itibaren başlamasını beklediğimiz kredilerdeki canlanmanın da yüzde 15’e kadar büyüme getirebileceğini tahmin ediyoruz” diyor.
Mevduat tabanındaki büyümenin krediler kalemine henüz yansımaması, büyüme yönünde önemli bir engel. Bankacılar, ekonomideki canlılığın kendini göstermesiyle kredilerin açılmaya başlayacağını söylüyor. Finans Invest’in genel müdür yardımcısı Emre Yiğit, mayıs haziran aylarından itibaren kamu bankalarının, piyasaya fon arz etmeye başlamasının, kredi piyasasına kayda değer bir hareketlilik getireceği görüşünde.
“BÜYÜME İKİNCİ YARIYILDA”
Ergun Özen/Garanti Bankası Genel Müdürü
“Şu andaki tabloda tek bilinmeyen, kamu bankalarının durumu. Özel sektörde konsolidasyon başladı. Kamu bankalarının durumu ise bilinmiyor. Mevduat piyasasından çıkmaları gerekiyor. Yapı, bilançolarının küçülmeleri üzerine kurulu ve bu süreç işlemeye başladı.
Biz ekonomide ikinci yarıdan itibaren hareket bekliyoruz. Büyümeyle birlikte, kredilerin de canlanacağını tahmin ediyoruz. Ancak, kredilerdeki büyüme, mevduat kadar olmayacak. Mevduat kredilerden daha hızlı artıyor. Bankalara akan kaynaklar, yurt dışı borçlarının azaltılması, hazine kağıtlarına ve ihracatçı şirketlere kredi olarak gidiyor. Özellikle döviz mevduatı, ihracatçı şirketlere kredi olarak açılıyor.
2002’de büyümenin hem ekonomide hem sektörde sınırlı olmasını bekliyoruz. Ama 2002’nin ikinci yarısından itibaren başlamak üzere global olarak dünyadaki olumlu gelişmelerin Türkiye’ye yansıyacağını ve 2003’te ekonomideki büyümede hızlanacağını bekliyoruz.”
YABANCI İLGİSİ SINIRLI KALDI
Sistemde en çok konuşulan konulardan birisi de yabancı bankaların Türkiye ilgisi. Bugüne kadar HSBC’nin Demirbank’ı, Novabank’ın ise Sitebank’ı satın alması dışında, resmen atılmış bir imza yok. Niyet olduğu söyleniyor, fakat ilginin sınırlı olduğu dikkatten kaçmıyor.
BNP Paribas ile ortaklık masasından kalkan Finansbank’ın patronu Hüsnü Özyeğin, “Türkiye’ye ilgi duyan Citibank, HSBC, iki Fransız ve iki İtalyan bankanın dışında kuruluş yok. Bilen varsa bana söylesin” diyor.
Bankacılar, yabancıların geçtiğimiz yıl önemli bir fırsatı kaçırdıklarını söylüyor. Ancak, siyasi ve ekonomik gelişmelerin güveni artırdığını ve bunun da yabancı ilgisini artıracağı görüşündeler. Hüsnü Özyeğin’e göre, yabancılar büyük bir fırsat kaçırdı ve önümüzdeki dönemde Türkiye’de banka almak için daha yüksek bedeller ödemek zorunda kalacak. Ergun Özen de, yabancı ilgisinin 2002 yılının ikinci yarısında başlayacağını ve 2003’deen üst düzeye ulaşacağını tahmin ediyor. Burhan Karaçam ise “Türkiye kolay bir piyasa değil. Ama girenleri diğerleri de izler” diyor.
Yabancı bankaların Türkiye’deki paylarının en fazla yüzde 20’ler civarında olacağı tahmin edilirken, Doğu Avrupa ülkelerinde olduğu gibi hiçbir zaman yüzde 50’ler ve üzerinde bir oranı yakalayamayacakları ifade ediliyor.
Oyak Menkul’un araştırma grup müdürü Mehmet Gerz, sınırlı yabancı ilgisi için de şu yorumu yapıyor: “ Yabancı girişi HSBC ile sınırlı kaldı. Bunun iki nedeni var: Birincisi, global olarak ekonomilerin ciddi bir yavaşlama sürecine girmesiyle yabancı yatırımları bütün dünyada azaldı. İkincisi, Türkiye’de son yaşanan krizlerden sonra ekonomideki istikrarın hala sağlanamamış olması, yabancı bankaların mali sektöre temkinli bakmasına neden oluyor.”
“KONSOLİDASYONU KRİZLER BAŞLATTI”
Mehmet Gerz/Oyak Menkul Kıymetler Araştırma Grup Müdürü
“Aslında bankacılıkta olması gerekenler gerçekleşiyor. Yani, taşların yerine oturduğu söylenebilir. 1994’te mevduata devlet güvencesi verilmesi ve bir ayrıcalık olması gereken banka lisanslarının, politik etkilerle serbestçe dağıtılması ile bankacılıkta ciddi bir ‘ahlaki çöküntü’ yaşanmaktaydı.
2000 Kasım ve 2001 Şubat krizleri, sektörde çok gecikmiş bir konsolidasyon sürecini zorla başlattı. Zora giren bankaların TMSF bünyesine alınması ve sistemden çıkarılması, mevduat sahiplerine zarar vermeden yapılmasını sağladı. Bu son derece olumlu, ancak fatura Hazine’ye kesilmiş oldu.
Fon bankalarının mevduatlarının özel bankalara satılması, konsolidasyonun görünmeyen tarafı. Banka lisanslarına para vermek istemeyen alıcılar, bu mevduatları devir alarak bir anlamda sektördeki konsolidasyona katkıda bulunuyorlar. Yani, taşlar yerine doğru hareket ediyor.
Sektördeki konsolidasyonun son aşaması, mevduata verilen devlet güvencesinin belli bir vadede kaldırılması ile yaşanacak. Özel bankalara devlet yardımı operasyonun Haziran 2002’ye kadar tamamlanmasından sonra mevduata devlet güvencesinin sınırlandırılması takviminin açıklanması, IMF’nin de talepleri arasında yer alıyor.
Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?