Rekabetin Yeni Yüzü

Aslında bu sayfalardaki tablo her şeyi açık anlatıyor. Türk bankacılık sisteminde en büyük paya sahip gruplar arasında, kamu ve TSMF öne çıkıyor. Doğuş, İş Bankası ve Çukurova ile neredeyse başa ba...

1.08.2001 03:00:000
Paylaş Tweet Paylaş

Aslında bu sayfalardaki tablo her şeyi açık anlatıyor. Türk bankacılık sisteminde en büyük paya sahip gruplar arasında, kamu ve TSMF öne çıkıyor. Doğuş, İş Bankası ve Çukurova ile neredeyse başa baş... Bu değişimin ilk işareti... Sonrası ise daha farklı olacak gibi. Katılacak yabancılar ve oyunun kurallarının yeniden yazılmasıyla, rekabet farklı bir boyut kazanacak. Bunun işaretleri de alınmaya başlandı bile...

Yıllardır Türk bankacılık sektörünün sorunlarından söz ediliyor, ancak bu durumun düzeltilmesi, “düzenin değişmesi” için pek fazla bir şey yapılmıyordu. Zaman zaman gündeme geliyor, ancak sonuçta “idareci” politikalarla yola devam ediliyordu. Taa ki 2000 kasım ayına kadar....

Kasımda başlayan, şubatta derinleşen krizle birlikte “kumdan kale” dağıldı.  Şimdi yaşanan bu süreç ve gelişmelerden sonra bankacılık “mecburi” bir yeniden yapılanmanın sancılarını çekiyor. Çünkü, klasik bir değişle, “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”....

Bunun mesajları da bir süredir zaten alınıyor. Önce sayıları 19’a ulaşan banka fon bünyesine alındı. Ardın kamu bankaları için yeniden yapılanma süreci başlatıldı. Bunu yabancı bankaların satın alma ve ortaklık girişimleri izledi.

Finans sektöründe var olmak isteyen gruplar da bankalarını kaybetmemek için sermaye artışına gidiyor. Orta ölçekli bankalar arasında ise “birleşme ve ortak hareket etme” konuşmaları biraz daha ciddiyet kazanıyor.

Bunların yanında, 1990’larda yaygınlık kazanan holding bankacılığının fiilen sona erdi. Geçmişte bankacılığa girmek için çaba gösteren, hatta lisansa bile milyon dolar düzeyinde bedel ödemeye hazır olan gruplar bugün ortalarda görünmüyor. Sektörde büyümek isteyenlerin sayısı ise sınırlı...

Capital, finans sektöründe yaşanan gelişmelerin sonucu ortaya çıkan köklü değişimin ne gibi sonuçlar doğuracağını, yeni finans sisteminde tablonun nasıl şekilleneceğini araştırdı.

Sistemin dörte biri fonda

Finans çevrelerinde defalarca dile getirilen ve artık gerçekleşmesi kaçınılmaz hale gelen değişim, kendini göstermeye başladı. Bu değişimin ilk adımı, Tasarruf  Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) bünyesine alınan bankalarla atıldı. 10 Temmuz Salı sabahı 5 bankanın daha katılmasıyla fon bünyesine alınan banka sayısı 19’a yükseldi.

Yani, geçtiğimiz yıl sonu itibariyle 81’e ulaşan banka sayısının neredeyse dörtte biri, fon bünyesine alındı. Böylece, TMSF, Mart 2001 tarihli bilanço büyüklükleri itibariyle, Türk bankacılık sisteminde en büyük üçüncü grup haline geldi.

Fon bünyesine alınan bankaların, Sümerbank ve Etibank çatısı altında birleştirilmesiyle, 9 banka, 2 bankaya düşürüldü. Emlak Bankası, Ziraat Bankası’na devredildi. Türk Ticaret Bankası, Atlas Yatırım Bankası ve Park Yatırım Bankası’nın faaliyetlerinin durduruldu. Böylece, “Banka sayısı azalacak” tahminleri de gerçekleşmeye başladı.

Holding bankacılığının sonu

Aslında sektörde yaşanan en temel değişimlerden birisi, özellikle son 20 yıllık süreçte etkin olan holding bankacılığı yapısının kırılması oldu. 1990’larda yaygınlaşan, “Her holdinge bir banka” trendi, fona alınan bankalar ve bu bankaların eski sahiplerine yönelik yürütülen yasal süreçle sona ermiş oldu.

Koçbank’ın yönetim kurulu başkanı Burhan Karaçam, “Holding bankacılığı artık yok. Bu furya sona erdi. Şeffaf bankacılığın olduğu bir dönemdeyiz. Riskleri gizlemek artık söz konusu olmayacak” sözleriyle yeni dönemi anlatıyor.

Sınai Yatırım Bankası’nın genel müdürü Halil Eroğlu da, “Holding bankacılığının kesin olarak bittiğini söyleyebiliriz. Bankacılık sektörüne yeni konsept geliyor. Ayakta kalmak isteyenlerin bu konsepte uyması gerekiyor” diyor.

Maliyet analizi öne çıkıyor

Sektördeki bir diğer önemli değişim, maliyet/fayda hesabının daha iyi yapılması. Geçtiğimiz yıla kadar şube açılışlarına yapılan büyük harcamalar, yönetici transferleri, ödenen yüksek ücretler, yöneticilere verilen lüks araba ve yüksek temsil giderleri artık yok. Ama yine de işletme maliyetlerinin daha da azaltılması gerektiği ifade ediliyor. Burhan Karaçam, “Verimlilik artacak, artmak zorunda. İşletme maliyetleri, teknolojik yatırımlar azalacak, POS ve ATM’lerde ortak kullanım olacak” diyor.

Sistemde yaşanan çarpıklığın yeni dönemde ortadan kalkacağını söyleyen Oyak Bank’ın genel müdür yardımcılarından Nihat Karadağ, hazine kârlarıyla geçinme döneminin kapandığını belirtiyor. Karadağ, yeni dönemin bankacılığı için de şunları söylüyor:

“Verimli çalışan, etkin organizasyonlara sahip, kurumsal yapısı köklü oluşumlar olacak. Hortumlama amaçlı bankalar türemeyecek. Köklü bankaların önü açılacak.”

Yabancıların payı artacak

Aslında sektörde yaşanacak en büyük değişim, yabancı bankalardan kaynaklanacak. Osmanlı Bankası (Bu banka yurtdışında kurulu bir şirkete ait olduğundan, yabancı statüsünde değerlendiriliyor) hariç tutulduğunda, yabancı bankaların sektördeki payları, sadece yüzde 3 düzeyinde. Bu payın artacağı kesin. Türkiye’yi yakından izleyen, banka satın alma konusunda ise fazla aceleci olmayan yabancı bankalar, kriz ortamında adımlarını hızlandırdı. Şu anda konuşulan ortaklık ve satın almalar şunlar: Intesa-Garanti, HSCB-Demirbank, Citibank-TEB ve BNP Pariba-Finansbank… Uni Credito ve Societe Generale gibi yabancı devlerin de Türk bankacılık sektörüne girmeyi planladıkları biliniyor.

Yabancıların etkinliği ne olacak? Gelişmekte olan ülkelerdeki gelişmelere bakıldığında, yabancı bankaların kriz dönemlerinde paylarını hızlı bir şekilde artırdıkları ortaya çıkıyor. Örneğin, Türkiye gibi bir süreçten geçen Arjantin’de yabancıların payı yüzde 40’a, Şili’de ise yüzde 50’ye yükseldi.

Latin Amerika’daki bu gelişmeleri bırakıp daha yakınlara, Doğu Avrupa’ya bakalım. En yüksek oran Çek Cumhuriyeti’nde. Bu ülkedeki bankacılık piyasasının yüzde 90’ı yabancı bankaların egemenliğinde. Bu oran, Polonya’da yüzde 80 ve Macaristan’da yüzde 70 düzeyinde...

Yabancı payı ne olacak?

Peki yabancı bankaların Türk bankacılığındaki yeri ne olacak? Bankacılar, bu konuda çeşitli oranlar veriyor. Ama yıl sonuna kadar yabancı payının yüzde 20’ler düzeyine yükselmesi sürpriz olmayacak. 

Bankacılar da benzer oranlar üzerinde duruyor. Garanti Bankası’nın genel müdürü Ergun Özen’e göre, yabancıların payı bu yıl sonuna kadar yüzde 25’e ulaşabilir. Özen, “Bu oran, gelecek yıl yüzde 30’un üzerine çıkabilir” diyor.

Price WaterhouseCoopers’dan Hüsnü Dinçsoy da, yabancı bankaların piyasa payında önemli bir büyüme olacağını düşünenlerden. Dinçsoy, “Önümüzdeki 5 yıllık dönemde piyasanın önemli bölümüne sahip olacaklarını ve piyasayı domine edeceklerini düşünüyorum. Yabancı bankalar, bu süre zarfında 5 büyüklere katılacak” diyor. Dinçsoy, yabancı bankaların satın aldıkları veya ortak oldukları Türk bankalarının büyümesi için de yatırım yapacakları görüşünde.

Osmanlı Bankası’nın yönetim kurulu üyesi Aclan Acar, oranın yüzde 20-25’lere çıkacağı görüşlerine katılıyor. Ancak Acar, “Bu payın tamamı yabancılara ait olacak demek yanlış olur. Çünkü, Türk bankalarıyla ortaklık söz konusu, tam satın alma değil” diyor.

HSBC bir adım önde

Yabancı bankaların piyasadaki etkinlikleriyle ilgili tartışmalar bir süreden beri devam ediyordu. Demirbank’ın üçte birini devralacak olan HSBC, eylül sonuna kadar devir işlemlerini tamamlayacak ve 2.5 milyar dolarlık bir aktif büyüklüğüne ulaşacak. Böylece, HSBC’nin Türkiye piyasasındaki pazar payı yüzde 0.6’dan yüzde 2’nin üzerine yükselecek.

Ancak, 210 şubeli bankaya dönüşecek yeni bankanın, bu piyasa payı ile yetinmeyeceği açık. Çünkü, 2.5 milyar dolarlık aktif büyüklüğü şube sayısına bölündüğünde yaklaşık 12 milyon dolar ediyor. Türk bankacılık sisteminde şube başına ortalama aktif büyüklüğünün 18 milyon dolar olduğu düşünüldüğünde, HSBC’nin bazı verimsiz şubeleri kapatsa da, kısa bir süre içinde piyasa payını ikiye katlaması sürpriz olmayacak.

Garanti Bankası’nın yüzde 40’ını satın alma görüşmeleri yapan İtalyan Intesa’nın da piyasaya girmesiyle, yabancı payı önemli düzeyde artış gösterecek. Gerek Intesa, gerek Finansbank’ın çoğunluk hissesini satın alma görüşmeleri yapan BNP’nin hedefi, Vakıfbank… Vakıfbank’ı satın alan grubun piyasa payı da defter üzerinde yüzde 5 artacak.

Sırada bekleyen yabancılar

Yabancı bankaların Türkiye’ye ilgisi, yukarıda saydığımız bu 3 grupla sınırlı değil. Intesa ve HSBC’nin Türkiye’deki yatırımlarının, diğer uluslararası bankacılık devlerini de etkileyebileceği söyleniyor. Bunun sonucunda da yeni bankacılık yatırımlarının gündeme gelmesi beklenebilir...

Demirbank’ı kaybeden İtalyan Uni Credito da bunlardan biri... Bankanın, satın alma arayışlarına devam ettiği belirtiliyor. Intesa’nın İtalya’daki en büyük rakibi olan Uni Credito’nun ilgi odağı, 100 ve üzerinde şubeli bankalar olacak. Aday bankalardan birinin de Şekerbank olabileceği konuşuluyor.

Türk Ekonomi Bankası (TEB) ile Eylül 2000’den bu yana görüşmelerini sürdüren Citibank’ın da adımlarını hızlandırdığı ifade ediliyor. İktisat Bankası ile ilgilenen, fakat şubat krizinden sonra beklemeyi tercih eden Fransız Socite Generale’nin de yakın bir tarihte arayışlarını hızlandıracağı konuşuluyor.

Türk grupların stratejisi

Türkiye’de yerli grupların bankacılığa yönelik ilgisi azaldı. Mevcut büyük oyuncuların yanı sıra, finanstaki varlıklarını artırmak isteyen 3 grup öne çıkıyor: Koç, Oyak ve Tekfen…

Tekfen, büyüme yönünde ilk adımı attı ve TMSF bünyesindeki Bank Ekspres’i satın alarak, Tekfen Yatırım Bank ile birleştirme çalışmalarına başladı.

İkinci adım Oyak’tan geldi. Sümerbank’ı almasıyla birlikte, grubun piyasa payı önemli düzeyde artacak. Oyak Bank ve Sümerbank’ın birleşmesiyle ortaya çıkacak bankanın yüzde 2.5-3 arasında bir piyasa payına ulaşacağı tahmin ediliyor. Grubun bu payla yetinmeyeceği açık. Oyak Bank’ın genel müdür yardımcıların Nihat Karadağ, “Hedefimiz ön sıralarda olmak. Grubun otomotiv, çimento, sigorta gibi sektörlerde liderliği var. Bu sektörlere bankacılığı da eklemek ve ilk 5 içerisinde yer almak istiyoruz” diyor.

Finansı, ana sektörlerden biri olarak seçen Koç Holding de, krize rağmen hedefini ertelemedi.  Koçbank Yönetim Kurulu Başkanı Burhan Karaçam, “Grubun büyümek istediği ana faaliyet alanlarından birisi de finans. Bu yüzden bizim stratejimiz büyüme yönünde. Ama büyüme, koşullarına ve maliyetlerine bağlı olarak hem organik hem de dışa açılmak suretiyle olabilecek” diyor.

Ya diğerleri? Sistemin ikinci büyük grubunu oluşturan Çukurova’da Yapı Kredi ile Pamukbank’ın birleştirileceği konuşuluyor. Verilen tarih de ekim ayı. İki bankanın nasıl birleştirileceğine dair çalışmalar da başlatılmış durumda.

Sabancı ortaklığa açık

Sabancı Holding’in Akbank’ı ile Deutsche Bank arasındaki sıcak ilişkiler var ama henüz somut bir sonuç yok. Benkar’dan sonra BNP Pariba’yı Finansbank’a kaptıran Sabancı Holding’in, yeni adaylarla görüşme maratonunu daha sıkı tutacağı belirtiliyor. Grubun yöneticileri de yabancı ortaklığa açık olduklarını her fırsatta dile getiriyor. Akbank Genel Müdürü Zafer Kurtul, “Sabancı Holding, yabancı ortaklıklar konusunda çok başarılı ve örnek bir grup. Bu yüzden banka olarak da bu tür girişimlere açığız” diyor.

Özel bankalar içerisinde en büyük pazar payına sahip olan İş Bankası’nın da yabancı bankaların ortaklık ve satın alma operasyonları doğrultusunda, yeniden yapılanacağı konuşuluyor. Ancak, bu yapılanma ile ilgili stratejiler henüz netleşmiş değil.

Orta ölçekli bankalar liginde yer alan bankaların da yabancı ortaklık arayışında olacakları tahmin ediliyor. Sınai Yatırım Bankası’nın genel müdürü Halil Eroğlu, yeni yapıyla ilgili şunları söylüyor: “Sistemde, 5-6 büyük, 10-15 arasında da orta ölçekli ve 5 ile 10 arasında da yabancı banka olacak.”

YENİ DÖNEMİN BANKACILIĞI NASIL OLACAK?

Koçbank Yönetim Kurulu Başkanı Burhan Karaçam, yeni dönemin bankacılık dünyası için şunları söyledi:

YABANCI İLGİSİ ÇOK FAZLA DEĞİL: Türkiye’ye ilgi duyan çok fazla yabancı banka yok. Türkiye’de büyümek isteyen yabancılar, ekonomideki olumlu/olumsuz gelişmelere bakmıyor, uzun vadeli bakıyorlar ama bunların sayısı fazla değil. İlgi duyan diğer yabancı bankalar da gelecek, çok farklı rekabet ortamı yaratacaklar. Ama öyle yurt dışından milyarlarca dolar akıtarak değil, bu piyasadan temin ettikleri fonlarla çalışacaklar, buradaki bankalarla çalışacak.

DEVLETTEN PARA KAZANMA YOK: Yeni dönemde bankacılık sektöründe uygulanacak kriterler ve faaliyetler köklü değişikliğe uğrayacak. Devletin üzerinden oynanan bankacılık kalmadı. Daha önce iç borçlanma ihtiyacının yüksekliği nedeniyle, kolay para kazanma bankacıları tembelliğe itti. O da kalmadı, 279’uncu madde ve ardından yükselen faizler nedeniyle sistem, bu işten zarar etti.  Şu anda herkes, butik bankacılığı mı yapayım, yabancı ortaklık mı kurayım diye hesap yapıyor.

KÜÇÜKLER BİRLEŞEBİLİR: Bankacılık sektörü, çok değişecek, yeni sistemde çok daha az bankayla, çok daha fazla iş yapılacak. Maliyetler kontrol edilecek, verimlilik artacak. Küçükler kendi aralarında birleşecek, işletme maliyetleri azaltılacak, teknolojik yatırımlar azalacak.

2-3 YILDA DAHA İYİ BİR SEKTÖR: POS, ATM’ler birleştirilecek, ortak kullanıma açılacak. Halka açılmalar artacak, büyüyecek. Holding bankacılığı da artık yok ve şeffaf bankacılık olacak. Kredilerde yaygınlık olacak, risklerin gizlenmesi söz konusu olmayacak. Önümüzdeki 2-3 yıllık dönemde sektör daha iyi olacak. Ben iyimserim ve gelişmeleri olumlu değerlendiriyorum.”

YENİ YAPILANMADAN ŞİRKETLERE MESAJLAR

Garanti Bankası ve Osmanlı Bankası’nın yönetim kurulu üyesi ve murahhas azası Aclan Acar, sektördeki yeni yapılanmadan, şirketlerin çıkarması gereken mesajları Capital’e anlattı:

“Bankacılık sisteminde yapı değişiyor ve yabancı bankaların daha etkin olduğu bir döneme doğru gidiyoruz. Şirketlerin de yeni yapıya göre kendilerini organize etmeleri, hazırlanmaları gerekiyor.

Bir kere, geçmişteki iyi ilişkiler üzerine kurulmuş, itibara dayanan krediler, ilişkiler bitecek. Bugüne kadar geçerli olan ve itibar üzerine kurulu kredi mekanizması artık çalışmayacak. Esnek koşullarda kredilendirme işi de bitecek. Yani, bankacı, iş yaptığı adamı tanıdığı için kredi veriyordu ve bu krediler geri dönüyor, bankalar da para kazanıyordu.

Ancak, yeni dönemde fizibilite, verimlilik, kurumsal yapı öne çıkacak. Bankalar, daha verimli çalışan firmalarla çalışacak. Şirketlerin de bu doğrultuda yapılanması gerekiyor. Aksi takdirde krediyle iş yapma dönemini unutmaları gerekiyor.

Şirketlerin, kendi bünyelerinde mali kontrol, teftiş, denetim, risk yönetimi gibi, birimleri kurmaları ve daha kurumsal bir yapıya kavuşmaları gerekiyor. Bu yapıya kavuşmazlarsa, ‘Yabancılar da bize kredi kullandırmıyor’ diye çok şikayet ederler.”

BİREYSELDE ATAK BEKLENTİSİ

Yabancı bankaların gelişiyle piyasada ne tür gelişmeler yaşanacağı üzerine konuştuğumuz bankacılar, HSBC ve Citibank’ın bireysel bankacılık üzerine odaklanacağını söylüyor. Oyak Bank’tan Nihat Karadağ, “Bireysel bankacılıkta çok iyi bir potansiyel dikkati çekiyor. Bir kere borcuna sadık bir yapı var. İnsanlar kriz ortamında bile borcunu ödüyor. Bireysel kredilerde geri dönmeme oranı yüzde 1. Bu oran Avrupa’da yüzde 5” diyor. Karadağ, bireysel bankacılık alanındaki potansiyelin işlenmesi halinde, çok büyük hacimler yaratılabileceğini söylüyor.

Garanti Bankası’nın yönetim kurulu üyelerinden Aclan Acar da, Citibank ve HSBC’nin bireysel bankacılıkta büyüdüklerine dikkat çekiyor. Acar, “Bu bankalar, bireysel bankacılık alanında genişliyor. Intesa, kurumsal, ticari, bireyselde etkin” diyor.

Bankacıların ortak görüşü, yabancı finans devlerinin Türkiye’de bireysel krediler, emeklilik fonları, kredi kartları, sigorta gibi alanlarda büyümeyi tercih edecekleri yönünde. Tabii bu ürünlere ek olarak dış ticaret işlemlerinin de katılması gerektiği ifade ediliyor.

 

Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz