Ucuzdan Daha Ucuz Kredi Başvuru Bekliyor

Hakan Lucius / AYB Yöneticisi    Avrupa Yatırım Bankası (European Investment Bank), özel sektöre ve kamuya uygun krediler sağlayan bir kuruluş… Türkiye’ye yönelik kredi portföyü de sürek...

1.09.2003 03:00:000
Paylaş Tweet Paylaş
Hakan Lucius / AYB Yöneticisi  
 
Avrupa Yatırım Bankası (European Investment Bank), özel sektöre ve kamuya uygun krediler sağlayan bir kuruluş… Türkiye’ye yönelik kredi portföyü de sürekli artıyor. Şu anda özel sektöre yönelik 3, kamuya çok sayıda programı var. Özel sektör kapsamında KOBİ, deprem bölgesi ve çevre amaçlı yatırımlar destekleniyor. Ancak, programın yöneticisi Hakan Lucius, yeterli başvuru olmadığından yakınıyor. Lucius, “Ucuzdan da ucuz bir kredi imkanı  orada kullanıma hazır duruyor” diye çağrı yapıyor.  
 
Büyümek, yeni ya da modernizasyon yatırımı yapmak isteyen işadamlarının önündeki en önemli konu, kredidir… Özellikle ekonominin sorunlu olduğu, reel faizlerin yüksek seyrettiği dönemde “uygun kredi” bulmak çok zordur. Ancak, bu alandaki boşluğu, uluslararası kuruluş ve bankaların açtığı krediler büyük ölçüde kapatır. Bu olanakları yakından izleyen, doğru strateji uygulayan işadamları, “çok cazip” olanak ve vadeyle kredi bulabiliyor.  
 
European Investment Bank (Avrupa Yatırım Bankası), şirketlere bu fırsatı sunan kurumlardan birisi. Kamu ve özel sektör kuruluşlarında sahip olduğu kredi portföyü de 2 milyar Euro düzeyinde. Bu kuruluşun Türkiye’ye yönelik çok sayıda programı var. Bunlardan 3’ü özel sektör, diğerleri de kamuya yönelik. Bunlardan biri KOBİ, diğeri deprem bölgesi ve sonuncusu da çevre yatırımlarına yönelik. AYB, bu kapsamda Türkiye’ye 600 milyon euro düzeyinde kredi ayırmış durumda.  
 
Türkiye’ye yönelik kredi programlarını ise bir Türk yönetici yönetiyor. AYB’de çalışan tek Türk yönetici olan Hakan Lucius, “Amacım, şu andaki mevcut kredi programlarını geliştirmektir” diye konuşuyor. Ancak, Türkiye’den bu programlara yeterli talep olmadığından yakınıyor. . Var olan kredi programlarını geliştirmek için çaba harcayan Hakan Lucius, bazı kredilerin az kullanılmasından yakınıyor. Örnek olarak da, 17 Ağustos depreminden sonra, bölgedeki sanayi kuruluşlarına tahsis edilen krediyi gösteriyor. Çevre kirliliğini azaltıcı projelere de finansman olduğu halde, başvuruların az olduğunu ve halen kullanılmayı bekleyen kaynaklar olduğunu söylüyor.  
 
Hakan Lucius, Capital’in sorularını yanıtladı ve Türk işadamları, girişimcilerine çok önemli mesajlar verdi.  
 
Özel projelerin finansmanı için A ratingi istiyorsunuz. Türkiye’nin ratingi B olduğuna göre, hiçbir şirketin A olması mümkün değil. Peki bu durumda şirketler sizin fonlardan nasıl yararlanacaklar?    
 
Bunun birkaç yöntemi var. Engeli ya yabancı ortakla aşacak ya da küresel kredi kullanacak. Küresel kredinin iki avantajı var. Birincisi, küçük boydaki yatırımlara olanak sağlıyor. Burada 2 milyon Euro’luk yatırımınıza da finansman sağlayabiliyorsunuz. İkincisi, yerli bankalardan geçtiği için yerli teminatla yapabiliyorsunuz. Bu çok büyük bir avantaj. Dolayısıyla, küresel kredi adı altında aldığınız krediler, hem küçük projeler için geçerli olabiliyor, hem de yerli teminat alabiliyorsunuz.  
 
Ama rakam büyükse?  
 
Eğer rakam 25 milyon doların üzerindeyse, o zaman bize doğrudan gelindiği için, bizim bütün dünya için uyguladığımız kredi koşulları ön plana çıkıyor. Orada kredi notu A ve üzeri bir kuruluşun teminatını bekliyoruz.  
 
Kredi kullanımında bir yükseliş var mı?  
 
Evet, var. 1998’de 32 milyon civarlarında olan ve 99’da 100 milyon euro ancak ulaşan kullandırılan kredi miktarı, geçen yıl attığımız imzalarla 561 milyon euro yakaladı. Hakikaten son yıllarda ciddi bir artış ve yükseliş görüyoruz.  
 
Bu yılın sonunda 2002 rakamının aşılacağını ve 650 milyon euro civarında olacağını tahmin ediyoruz. Yılın ilk 6 ayına bakarsak, 600 milyon euro’yu bulan idari kurul kararı var ve 250 milyon dolarlık imzamız var. Ama imzalar hep biraz geç geldiği için, doğal olarak her zaman imza tutarı, kurul kararlarını yakalamıyor.  
 
O zaman limitler aşıldığı için ikinci yarıya pek bir şey kalmıyor…  
 
Zaten ikinci yarıya girdik ve 2 ay geçti. Bir kere atılan imzaların gerçekleşmesi gerekiyor. İkincisi ve önemlisi, bu şekilde 2004’e çok daha hızlı bir tempoyla girmiş olacağız. Çünkü, şu anda 2004’ün hazırlığı içindeyiz.  
 
2004 için nasıl bir hazırlık yapıyorsunuz?  
 
Birkaç sayı vermek istiyorum. Şu ana kadar toplam portföy 2 milyar euro’nun üzerinde. Bu portföyün kabaca üçte biri özel sektör, üçte ikisi de kamu sektörü. Dolayısıyla, bu oran gelecekte de devam edecek ve şu ana kadar yaptığımız özel sektör finansmanlarından 700 milyon euro Türkiye için, 150 milyon da yabancı yatırım için vardı. Önümüzdeki yıl muhakkak ki bu daha hızlı bir şekilde devam edecek ve muhtemelen 400 milyon euro, yerli ve yabancı yatırımcı için ayrılacak. Bunlar tahmini rakamlardır.  
 
Sizin burada tercih ettiğiniz bir sektör var mı?  
 
Genel olarak bütün fiziki ve katma değer yaratan yatırımları destekliyoruz. Şimdi bu ne anlama geliyor? Desteklemediklerimizi söylersek daha rahat anlayacaksınız. Örneğin, satın alma veya kiralama bedelini finanse etmiyoruz. Çünkü, bu işlemler bir katma değer yaratmıyor. Bu birinci önemli kriter.  
 
İkinci aradığımız kriter, o projenin, kuruluşun çevreye saygılı olmasıdır. Bir başka kriter, projenin kendini mali olarak taşıyor olması ve ekonomik mantığının bulunmasıdır. Sonuncu kriter ise projenin teknik olarak yapılabilir olmasıdır.  
 
Tabii, yaratma derken, illa bir tarlanın üzerinde kurulu bir tesis ve makineler olması zorunlu değil. Bu bir eğitim veya sağlık yatırımı da olabilir. Hastane, üniversite ya da lise yatırımı da kredi kullanabilir. Bunların yanı sıra, bir arıtma tesisi veya çevre kirliğini azaltıcı bir başka yatırım da olabilir. Örneğin, 20 yıllık teknolojilerinizi atıyor ve kirliği yarı yarıya azaltan yeni bir teknoloji getiriyorsanız, bu da desteklenebilir…  
 
Yenileme yatırımı da kapsama giriyor…  
 
Evet, yenileme ve modernizasyon da olabilir. Yani, ülkeye, şirkete bir katma değer yarattığını görmek istiyoruz. Çünkü, amacımız ülke ekonomisine katkıda bulunmak. Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olduğumuzu düşünürsek, bu çok mantıklı.  
 
Biz banka olarak, “Para nereye giderse gitsin, bize kâr getirsin” demiyoruz. Çünkü, amacımız, bu değil. Diyoruz ki, verdiğimiz mali destekle yapılan yatırımlar Türkiye’ye faydalı olsun, bir katma değer yaratsın…  
 
Sanayi kirliliği konusuna özellikle değinmek istiyorum. AYB olarak, sanayi kirliğini azaltmak için 70 milyon euro’luk küresel kredi ortaya koyduk. Bu kredi, TSKB ve Vakıfbank üzerinden Türk sanayicisine açık. Sanayi kirliliğini azaltan her türlü yatırıma kullanılabilir ve faizin yarısı Avrupa Birliği tarafından sübvanse ediliyor. Son derece cazip bir kredi ama yine de çok az kullanılıyor. Üstelik bu alanda yatırımların yapıldığına inanıyorum.  
 
Peki burada aracı bankalarında pazarlama sıkıntısı olabilir mi?  
 
Onu bilemeyeceğim. Onu tespit etmek çok güç. Çünkü, belki hakikaten sanayici gelmiyor, belki gelen sanayiciden teminatta zorlanıyor olabilirler. Veya sanayici hakikaten bu olanağı bilmiyor.  
 
İlk 6 ayda ne kadar kredi kullanıldı?  
 
Çok çok düşük. Ayırdığımız 70 milyon Euro’luk kredinin 7 milyonu kullanılmadı bile. Oysa, biz çok sayıda Ankara, İzmit, Adana, Antalya, Mersin, Diyarbakır, Tarsus gibi belediyenin kentsel atık su projelerini finanse ettik. Çevreyi kirleten sanayicileri de destekleyelim dedik ve bu kredi olanağını ortaya koyduk. Üstelik faiz sübvansiyonu bulduk.  
 
Bu faiz ne kadar?  
 
Sabit faizli bir kredi. Örneğin, bugün aldığınız krediyi, 7 yıl sonra ne miktar olarak ödeyeceğinizi de biliyorsunuz. Bunun ilk 2 yılı da ödemesiz. Aracı bankadan kullanılan bu kredinin euro cinsinden faiz oranı yüzde 4-4.5 gibi.  
 
Bilemiyorum ama bu kredinin kullanıcı için cazip olması gerektiğini düşünüyorum. Yani, bugün aldığınız bir krediyi 2010 yılında, hatta isterseniz 2013’a kadar vadeli olarak ödeyebiliyorsunuz. Biliyorsunuz ki, kriz olsun olmasın, ne olursa olsun, her yıl ödeyeceğiniz tutar belli.  
 
Deprem bölgesi için ayırdığınız 150 milyon euro tutarında bir fon var. Bu ne düzeyde kullanıldı?  
 
Bu alanda tahsis edilen 150 milyon euro kredinin yaklaşık 40 milyonluk bölümü hala kullanıma açık ve henüz kullanılmış değil. Deprem bölgesindeki sanayinin, hala deprem öncesi seviyelere henüz gelmediğini düşünürsek, bu bölgeye yapılacak bütün yatırımları destekleyen bir kredi hattı. Bu sadece özel kuruluşlar için ayrılan bir fon.  
 
Diyelim ki deprem bölgesindeki bir sanayi kuruluşu, yıkılan tesisini bu kredilerle tekrar yapabilir mi?    
 
Hem onları yapabilir hem de yıkılmasa bile yepyeni bir proje yapacaksa ona da kullanabilir. Çünkü, oranın halen istihdama, kalkınmaya ihtiyacı var. Dolayısıyla, deprem bölgesine ayırdığımız bu fondan yararlanmak için o sanayi tesisinin ille de yıkılması, bir zarar görmesi gerekmiyor.  
 
Henüz kullanılmayan 40 milyon euro tutarında fon duruyor ve özel kuruluşlar tarafından kullanılabilecek durumda. Burada aracı bankalar Vakıfbank ve TSKB’dir.  
 
Küçük ve orta ölçekli işletmeler için ayırdığınız 200 milyon dolarlık kredinin kullanımı ne düzeyde?  
 
O kredi bu yıl Nisan 2003’de imzalandı. Türkiye çapında bütün KOBİ’ler için kullanılabilecek bir kredi. Çok çok hızlı ve inanılmaz derecede iyi gidiyor. Muhtemelen kullanımıyla yenilenmesi de birebir olabilir.  
 
Burada önemli olan KOBİ’nin ne anlama geldiği. Avrupa Birliği’nin mantığı çerçevesinde kullanılan KOBİ şu anlama geliyor. Avrupa Birliği’nin iki kriteri var. Şirketin çalışan sayısına ve bilançosundaki sabit kıymetlere bakılıyor. Buna göre, şirketin çalışan sayısının 500’ü ve bilançosundaki sabit kıymetlerin 75 milyon euro düzeyini geçmemesi gerekiyor. Türkiye’de önemli olan boyutu çalışan sayısı. Çünkü, Türkiye emek yoğun, sermaye az kuruluşlara sahip. Avrupa Birliği’nde ise bu tam tersi.  
 
Şimdi burada önemli bir boyut daha var. Bu krediden yararlanmak için de şirketin ille de KOBİ olması gerekmiyor. Bunun koşulu da, o şirketin Türkiye’nin kişi başına geliri düşük bölgede yatırım yapması.  
 
Diyelim ki Adıyaman’da yatırım yapmak istiyorsunuz.  
 
Adıyaman, Türkiye ortalamasının altında bir gelire sahipse, burada yapılacak yatırımın finansmanı için şirketin ille de KOBİ olması gerekmiyor. Bu şirketin değil 500 çalışanı, 800 çalışanı da olsa, istihdam olanağa sağlayan şirketin yatırım tutarı 25 milyon doları geçmedikçe desteklemeye hazırız.  
 
Bu kredinin bitmesi durumunda artırılma durumu var mı?  
 
Bunlar yenilenebilir. Bunun adı, “Küresel kredi 3”. Bu kredinin öncesinde 1 ve 2’si vardı. Birincisi 100 milyon euro idi, ikinci de 125 milyondu. Üçüncüsü 200 milyon euro oldu. Dolayısıyla, dördüncü program ne kadar olacağını göreceğiz. Çünkü, bu kredi bittikçe yenileniyor.  
 
Burada bir sektör tercihi var mı?  
 
Kriter biraz evvel görüştüğümüz kriterle aynı. Katma değer yaratan bir yatırım olması lazım. Sektör tercihi pratik olarak yok, bütün sektörlere açığız. Teknik anlamda soruyorsanız bazı finanse etmediğimiz sektörler var. Örneğin, silah sanayi ve kumarhaneler gibi konuları finanse etmiyoruz.  
 
Önümüzdeki yıl sonu için nasıl bir projeksiyonunuz  çalışmanız var?  
 
Bizim yaptığımız finansman işin başlangıcı oluyor, sonu değil. Çünkü, biz imkanı ortaya koyunca, kullanım ondan sonra başlıyor. Mesela bu 200 milyonluk kredi hattını devreye soktuk ama aracı bankanın fiziki olarak bu krediyi müşterilerine tahsis etmesi, müşterilerin proje hazırlaması, o krediyi kullanması belli bir süre alıyor. Birkaç ay veya bir yılı bulabiliyor.  
 
Ama biz bu yıl son derece hızlı gidip bir yılki çalışmamızı zamanından önce tamamladık. Önemli olan, şimdi 2004’ü bir hazırlayıp 2004’ü de çok hızlı bir şekilde gerçekleştirebilmek Dolayısıyla, yapılan çalışmalar bu istikamette gidiyor.  
 
Bizim için önemli olan, bu küresel kredinin yenilenmesi ve kamu projelerindeki çalışmaların geliştirilmesi. Yabancı yatırımcı, yabancı sermaye desteklemeye o yönde yeni yatırımlar bulma ve yaratma, şu anda yaptığımız çalışmaların en önemli kısmını temsil ediyor.  
 
2004’de kullandırılacak kaynakların tutarı ne olacak? Varolan programlara yeni bir şey eklenecek mi?  
 
Son yıllara ilişkin grafiğe bakıldığında, güzel bir yükseliş eğilimi dikkat çekiyor. Dolayısıyla, bir adım daha atıp rakamları yükseltmeyi düşünüyoruz. Sayı, rakam vermek zor. Çünkü, gelecek projelere bağlı. Ama bizim amacımız, rakamları sürekli olarak büyütmek.  
 
Küresel kredi de aynı durum yaşandı. Önce 100 milyon euro ile başladık, üçüncüsünde 200’e geldik. Dördüncüsünün ne olacağını bilemiyorum, ama daha büyük olmasını arzu ediyorum.  
 
Peki burada ülke limiti söz konusu mu?  
 
Biz de ülke limiti yok. Belki verilmesi gereken en önemli mesaj. Ticari bir kuruluş olmadığımızdan ülke riski mantığı dışında çalışıyoruz. Ve kriz ortamında bile kredi veriyoruz.  
 
Örneğin, 125 milyon dolarlık ikinci küresel kredi hattı, tam krizin arkasında geldi. Çünkü, “Krizden dolayı özellikle bir finansman ihtiyacı olacak” dedik ve hakikaten de öyle oldu, kredi çok hızlı kullanıldı. Dolayısıyla, ülke riski ve limiti mantığını gütmüyoruz, bu mantığın dışında çalışıyoruz.  
 
Sizin finansman olanaklarından yararlanmak isteyen işadamı ve yöneticilere nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?  
 
Yatırım miktarı 25 milyonun altında olan bütün yatırımlar için Vakıfbank ve TSKB’ye gidip, kredi olanaklarını görüşsünler. Yapılan yatırımda kirliliği azaltıcı bir boyut var ise özellikle gitsinler. Çünkü, bu sadece ucuz değil, “Ucuzdan da ucuz bir kredi imkanı” orada kullanıma hazır duruyor.  
 
Bu koşullarda yani sizin kullandığınız iki aracı banka dışında yeni aracılar ekleyecek misiniz?  
 
Olacak, muhakkak ki aracıları genişletmek faydalı olabilir. Çünkü bir taraftan nihai kullanıcı yani sanayici özel sektör için daha fazla imkan sağlayacak. Belki bu bankalarla olan limitlerini bitiren ama yine de iyi yatırımı olan kuruluşların gidebileceği başka bankalar olacak. Dolayısıyla sorunuza yanıtımız “evet” ve bu yönde çalışmalar sürüyor ama henüz hangi bankanın olacağına karar vermedik.  
 
“ARACI BANKA SAYISI ARTACAK”  
 
Başvuru yapan şirketin ihracatçı olması, kurumsal yapısında bazı kriterleri taşıması gibi koşullarınız var mı?
 
 
Biz kimseyi saf dışı bırakmamak, herkese karşı eşit olabilmek için onu açık tutuyoruz.  Ama tabi ki konunun doğasından ortaya çıkan bazı mantıklar var. Örneğin, döviz kredisi kullanıyorsanız, sağlıklı bir mali yapıda olmanız için belli bir ihracat gelirinizin de olması gerekiyor.  
 
Çünkü, döviz geliriniz yoksa döviz kredisi almak sizi olası bir krizde çok tehlikeli bir pozisyonda bırakır. İkinci bir nokta da, çevre. Yapılan yatırımın çevreye duyarlılığı önemli. Sanırım orada ciddi bir öğrenme sürecinden geçiyoruz. Biz gelen projelere kısıtlama getirmemeye çalışıyoruz. Muhakkak ki, aracı banka kendisi de bir kredi anlaşması içine girdiği için o kuruluşla bir teminat arayışı içerisinde olacaktır. O zaten bize geldiğinde çözülmüş oluyor.  
 
“TEMİNATINIZ YOKSA TÜRKVEN’E GİDİN”  
 
Teminat, en çok şikayet edilen konu. İşadamları ve yöneticiler, aracı bankaların istenen teminatlar nedeniyle, bu fonları kullanmanın çok zorlaştırdığını söylüyor.
 
 
Teminat veremiyorsanız, kredi alamıyorsunuz. Bu sadece Türkiye’ye has bir uygulama değil, bütün dünyada, Amerika’da, Almanya’da da böyledir.  
 
Yine de iyi bir projeniz varsa, nasıl para bulacaksınız? Girişim sermayesine, teminat vermeden para almak istiyorsunuz. Dolayısıyla, teminat vermeyeceğiniz için belki şirketinizin bir bölüm hissesini vereceksiniz. Bunu yapmak için de Capital’in Haziran sayısında çıkan Türkven’e gideceksiniz.  
 
Diğer uluslararası kuruluşlarla beraber onlara da bir fon yarattık ki, iyi projesi olan kişiler, teminat vermeden girişim sermayesi kullansınlar. İpotekleri yoksa, o zaman hisselerin bir bölümünü vererek, tıpkı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi girişim sermayesiyle finanse etsinler.  
 
AB’YLE ÜYELİK GÖRÜŞMELERİ KREDİ PROGRAMLARINI ETKİLER Mİ?  
 
Avrupa Birliği ile yapılan görüşmelerin yönü, bu kredilerin geleceğini ya da boyutunu etkiler mi?  
 
Doğrudan bir etkisi yok. Ama ilişkilerin iyileşmesinin muhakkak ki olumlu bir etkisi olacaktır. Diyelim ki, bir sürpriz oldu ve yarın üyelik görüşmeleri başladı. Bu durumda bizim yarın daha fazla kredi verebileceğimiz bir durum yok. Çünkü, zaten projelere göre kredi kullandırıyoruz.  
 
Uzun vadede bize gelen proje sayısında tabii ki bir değişiklik olacaktır. Çünkü, Türkiye Avrupa Birliği’ne yaklaştıkça, o yönde daha fazla istek gelebilir. Ama bizim finansmanımız gelen projelerin kalitesine ve sayısına bağlı.  
 
Şu anda AYB kaynaklarından kullanılan kredilerin hacmi, birkaç yıl öncesine kadar kıyaslama yapılmayacak derecede iyi ama çok düşük bazdan yola çıktığımızı unutmayalım. Dolayısıyla sayıların yükselmesi kolayca mümkün oldu. Artabilir mi? Evet, artabilir, yeter ki şirketler var olan olanakları kullanmak için istediğimiz kriterleri göz önünde tutsunlar.  
 

Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz