Adnan Memiş / Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı İstanbul Yaklaşımı, uzun süredir beklenen bir “can simidi”... Katma değer yaratmasına, nakit akışındaki olumlu tablo ve potansiyeline ...
Adnan Memiş / Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı
İstanbul Yaklaşımı, uzun süredir beklenen bir “can simidi”... Katma değer yaratmasına, nakit akışındaki olumlu tablo ve potansiyeline rağmen zora giren şirketler tarafından aylardır bekleniyor. Ancak, mevzuattan kaynaklanan sorunlar ve anlaşmazlıklar nedeniyle bir türlü hayata geçirilemedi. Bankalar Birliği tarafından oluşturulan komitenin sözcülüğünü yapan Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Adnan Memiş, umutlu konuşuyor ve “Haziran 2002’de tamamlanmış olur” diyor, ardından da alınan mesafeyi anlatıyor, yararlanacak şirketlere taktikler veriyor.
Avustralyalı medya imparatoru Rupert Murdoch’un ismini bilmeyen yok gibidir. Ancak, Murdoch’a ait News Corp. adlı imparatorluğun 1991’de borcu nedeniyle sallandığını ve Pittsburgh Bank’ın 6 milyon dolarlık alacağı yüzünden batma noktasına geldiğini bilen kişi azdır. O zor günlerde en büyük alacaklı banka Citibank’ın önemli bir girişimi oldu. Pittsburgh Bank’ın tutumuna eleştiren Citibank, “Bu borç ertelenmez ve anlaşmaya imza atmazsanız, Citibank’taki bütün line’larınızı kapatırız” uyarısında bulundu. Bunun üzerine anlaşmaya varıldı ve borçların vadesini uzatılarak, Murdoch imparatorluğu batmadan kurtarıldı.
İstanbul Yaklaşımı’nın bu konuyla ne ilgisi olduğu sorulabilir. Ancak, medya devinin kurtarılması, bugün üzerinde çalışılan sistemin bir örneği sonucunda gerçekleşti. En büyük alacaklı banka olan Citibank’ın organizasyonunda, medya devinin 7.6 milyar doları bulan borçları yeniden yapılandırıldı. Bu yapılandırmanın karşılığında da, grubun yönetim yapısında değişiklik yapıldı ve bazı şirketler birleştirildi, bazıları kapatıldı. Bir anlamda büyük bir tasarruf operasyonuna gidildi.
Son 6 aydır benzer bir yapılanma programının Türk şirketleri için hayata geçirilmesi hedefleniyor. “İstanbul Yaklaşımı” diye adlandırılan bu süreçten, katma değer yaratan, sahip olduğu aktifleriyle borçlarını kapatabilecek ve nakit akışı zorluğuna giren şirketler yararlanabilecek. Ekim ayından yana konuşulan İstanbul Yaklaşımı henüz çalışmaya başlamadı. Ama Haziran 2002’de hayata geçirilmesi mümkün gibi görünüyor...
Bankalar Birliği tarafından oluşturulan bankalar komitesinin başkanlığı yapan Garanti Bankası’nın genel müdür yardımcılarından Adnan Memiş, süreçle ilgili son gelişmeleri ve İstanbul Yaklaşımı’ndan yararlanabilecek şirketlerin nasıl bir hazırlık yapmalarını Capital’e anlattı…
Şu anda İstanbul Yaklaşımı’nın neresindeyiz? Başlamak için ne bekleniyor?
Aslında yavaş olmakla birlikte her geçen gün biraz daha yol alıyoruz. Bazı şeyler giderek yerli yerine oturmaya başlıyor. Şu anda görünen o ki, üç konuda henüz tam anlamıyla yol alınamamış bir durum var.
Hangi konulardan söz ediyorsunuz?
Karşılıklar yönetmeliği konusunda henüz çok netleşen bir durum yok. Ama otoritenin bu konuda bir şey yapacağı görülüyor. En azından bir şey yapma çabası içerisinde olduklarını hissediyoruz. Nitekim, şu anda uygulamaya konulan yönetmelikte de, karşılıklar uygulamasının nasıl olacağını ayrıca tarif edeceklerini söylüyorlar.
Yol alınamayan ikinci konu?
Fonlama tarafında aslında biraz daha yol alınmış gibi gözüküyor. Çünkü, Dünya Bankası’nın bir katkıda bulunacağı izlenimini son görüşmelerde edindik. Ancak, fonun mertebesi ve şekli de önümüzdeki günlerde belli olacak.
Tabii ki bizim beklentilerimiz var. Çünkü, modelimiz belirgin ve işin başından beri nasıl olması gerektiğini ana hatlarıyla teyit eden, öngören bir yaklaşımımız var. Buna mutabık bir yapı içerisinde mi fon desteği sağlanacak, onu da önümüzdeki dönemde göreceğiz.
Üçüncü noktamız nedir?
Aslında bu sadece İstanbul Yaklaşımı’nın bir meselesi değil, bütün Türk bankacılığının öteden beri gelen sıkıntısıdır. Borç takip çerçevesinde alacaklarının tahsil süresinin hızlandırılması meselesidir.
Modelin sağlıklı çalışması açısından, hukuki düzenlemelerin bir an önce yapılması gereği var. Mevcut yapı içerisinde bankalar, alacaklarının tahsilatında hukuki sürece girdiklerinde inanılmaz derecede zorlanıyorlar. Bu da ayrılmış bir karşılık uygulaması varsa, bu karşılığın uzun bir süre, bir bankanın bilançosunu olumsuz yönde etkilemesi sonucunu doğuruyor.
Oysa, hukuki sürecin hızlanması halinde oradaki devinim çok daha hızlı olacaktır.
Dolayısıyla, bankaların mali bünyesi de çok daha kuvvetli olacaktır ve taraflar arasındaki anlaşmazlıklar da çok hızlı bir şekilde çözümlenecektir. Bu sadece mali kesim açısından değil de, reel sektör açısından da hızla ele alınması ve yol kat edilmesi gereken bir süreç.
Çünkü, burada fiziki varlıkların el değiştirmesi söz konusu olacak. Fiziki varlıkların el değiştirme süresi uzadığı ölçüde, o varlıkların da ekonomik ömürleri, değerleri, aşınmaları söz konusu olabiliyor. Sonuçta milli servet heba oluyor…
Bu koşullar yerine gelmeden süreç işlemeyecek mi? Öyle denilebilir mi?
Bu koşullar, bu modelin kapsam alanını birebir etkiliyor. Yani, model kapsamında iyileşme bekliyorsak, -ki biz bekliyoruz-, bu unsurların yerine gelmesi gerekiyor. Ancak, bu unsurların bizim beklentilerimizi karşılamadığı ölçüde yapıldığı takdirde, bu modelin kapsama alanı çok daralacaktır. Bizim kaygımız bununla ilgilidir.
Yani, bu yaklaşımdan yararlanacak şirket sayısı az mı olacak?
Evet, şirket sayısı da az olabilir. Bu unsurların tümü olduğu takdirde, bankaların verebileceği şirketlere vereceği destekle, yerine getirilmemesi halindeki destek farklı olacaktır.
Şöyle düşünün; özellikle vade ve faiz riskini giderecek uygun bir fonlama sağlanabildiği ölçüde, o fonlamanın vadesi bize ciddi yol gösterecektir. Ama fonlamanın vadesi uygun olmazsa, bankalar, mevcut kaynakların vade ve faiz risklerini dikkate alarak kendi sağlıklarını bozmayacak bir yapı içerisinde sonuçlandıracaklar. Örnek vermek gerekirse, normalde 6 yıla yapılandırılması gereken bir şirketin borçlarını, 3-4 yıla yapılandırmak gibi bir durum ortaya çıkacak. Burada taraflar daha fazla zorlanacaklardır.
Şu anda başlamak için ne bekliyoruz?
Teknik çalışmalar devam ediyor. Çerçeve anlaşması ekim ayı sonlarından beri hazır. Bunu sürekli olarak geliştiriyoruz. Yeni olarak da, BDDK ile resmi düzeydeki toplantılar başladı. Çerçeve anlaşmasını madde madde gözden geçiriyoruz. Duraksadığımız ve açıklık getirilmesi gereken konuları, karşılıklı olarak toplantı bazında ele aldık. Oralarda da yol aldığımızı görüyorum.
Çerçeve anlaşmasının hazırlanmasından sonra, tabii ki bu sürecin çalışması açısından bir organizasyonel yapısı, bir sekreterya hizmeti olacak. Sekreterya hizmetinin nereden alınacağı konusunda giderek yol almaya başladık.
İyimser bir bakışla süreç ne zaman çalışmaya başlayabilir?
Bütün unsurlar, beklentilerimiz yarın karşılansa, haziran ayı gibi bu konularda artık ciddi yol alınır ve süreç çalışmaya başlar.
Aylardan beri konuşuluyor ama bugüne sistem henüz çalışmaya başlamadı. Bunu bekleyen şirketlerin durumu ne olacak? Onlar daha da kötüye gidiliyor, faiz yükü artıyor.
Buna maalesef demek durumdayım. Bizim de deyim yerindeyse, yüreğimizin yağı eriyor. Ama bir taraftan da, bu sürecin kendilerini yeniden yapılandırabileceklerini düşünen, bankalarla adeta bir uyum içerisinde olan bazı firmalar da hazırlıklarını yapıyorlar. Yani, bazı şirketler, süreç başladığında, zaman kaybetmemek için, yapılması gereken bazı ön çalışmaları başlatmış durumdalar.
Bu süreçten yaralanacak firmaların bazılarının hazırlık yaptığını söylediniz. Diğerleri nasıl bir hazırlık yapmalı?
Bir kere firmaların patronları veya profesyonel yöneticilerinin, bankalara karşı açık, samimi ve özverili olması gerekiyor. Bu çok temel bir şey. Zaten, hadise böyle bir irade beyanıyla başlıyor.
Burada birtakım alışkanlıkları bırakmaları lazım. Yani “Bankalar bizi yapılandıracaklar, yolumuza kaldığımız yerden devam edeceğiz” gibi bir anlayış inanılmaz derecede yanlış olur. Artık hepimizin bir atımlık barutu var. Bunu doğru kullanmamız gerekiyor. Dolayısıyla, bu sürece ruhen hazır olmaları gerekiyor.
Bu süreç, sadece ilgili firmaların kredilerinin makul vade ve faizlere çekilme hadisesi değil. Firma bazında bunun çok ötesinde etkileri olacak bir husustur. Çünkü, bu süreçte, vade yapısı ve faiz oranının belirlenmesi, işin sadece bir tarafıdır. Bunun dışında, ilgili firmanın sermaye artırımını gerçekleştirebiliyor olmasının olanaklarını zorlayacağız. Kendileriyle mutabık kalarak, gerekiyorsa, yönetim değişikliği yapmalarını isteyebileceğiz.
Finansal yapılarının rahatlaması adına, özellikle üretim prosesinde önemi olmayan, gayrimenkul ve iştiraklerin el değiştirmesi söz konusu olabilecek. Dolayısıyla, iş sahiplerinin bu tip kavramlara ruhen hazır olmalarında yarar görüyoruz.
Ortaklık yapısının değiştirilmesi bile gündeme gelebilir. Belki kısa sürede olmayabilir ama verilebilecek belirli bir tarih çerçevesinde ortaklık yapısının değiştirilmesine dönük birtakım düzenlemeler, evlilikler olabilir.
Şirketlerden istekleriniz tamamen bu yönde mi?
Özellikle büyük ölçekli şirketlerde, mali durumun denetlenmiş olarak karşımıza gelmesi, bizim işlerimizi kolaylaştıracak, süreci hızlandıracak. Dolayısıyla, içerisinde bulunduğumuz günlerin iyi değerlendirilmesi ve 31 Aralık’ların yanı sıra, 31 Mart tarihli bilançoların da süratle bağımsız denetimden geçirilmesinde yarar var.
İkincisi, şimdiden birtakım projeksiyonları kendi bünyelerinde hazırlamaya başlasınlar. Çünkü, kendi durumlarını gayet iyi biliyorlar.
Bu tip şirketlerin, üretim dışı gayrimenkullerine değerlendirme yaptırmalarında da çok büyük yarar görüyorum. Özellikle lisanslı şirketleri seçmelerinde yarar var.
Geçtiğimiz gün CNN Türk’te Işıklar Ambalaj’ın genel müdürü Hilmi Güvenal, bu süreçten yararlanacak ilk şirketin kendileri olduğunu açıkladı. İlk şirket, ikinci şirket gibi bir durum var mı?
Hayır, kesinlikle öyle bir durum yok. Bu sürecin kendi doğal yapısı içerisinde olgunlaşmaya başladığını söyledim. Işıklar muhtemelen böyle bir firma olabilir. Işıklar’ın bizde kredi riski olmadığı için görüşmelere katılmadım. Ama, onlarla bir görüşme yapıldığını ve ilerleme sağlandığını biliyorum. Start için bunu bekliyor olabilirler.
Burada şunu söylemek gerekiyor; birçok firma, sürecin koşullarını yerine getirecek gibi görünüyor. Bir mutabakata da varılmış olabilir. Fakat, süreç başlamadığı için, ona bir türlü start verilemiyor. Aslında taslak olarak hazır olabilir, hatta imzalar bile büyük ölçüde atılmış olan, bu konuma yaklaşılmış olan firmalar var.
Ama bu sürecin öncesinde, çok grift çıkar kavgalarının yapıldığı bir firmadan bahsediyoruz. İpotekler var, hacizler var, her şey birbirine girmiş durumda. Taraflar, anlaşmazlığı ortadan kaldırmaya fiziken de ruhen de hazırlar. Olayın start verilmesini bekliyorlar. Start verilmediği sürece, bu firma bir yerde iş yapıyor, faaliyetine devam ediyor. Bankalar da firmanın faaliyetine devam etmesine izin veriyorlar. Adamın yaptığı işlerden dolayı, bir yerlerde alacakları birikiyor. Bunlar da ciddi rakamlar. Start bir türlü verilemediği için adamın yarattığı fon, devreye giremiyor. Çünkü, elini uzatıp alamıyor, uzattığı anda, mevcut yapı içinde kaybolacak.
Bu türden firma çok mu?
Çok da küçümsenmeyecek sayıda olduğunu söyleyebilirim. Ne yapıyorlar? Adamın gayrimenkulleri ipotekli veya hacizliyse, dönüyor üçüncü bir şahsa kiralama yapıyor. Bunlar aslında danışıklı dövüş. Bunu da tapuya tescil ettiriyor. Böylece, kendini korumuş oluyor ve faaliyetine devam edebiliyor.
Aslında ip üzerinde götürüyor. Oysa, süreç başladığında herkes rahatlayacak ve adam da kiralamadan vazgeçecek, bütün taşlar yerine konmuş olacak, sağlıklı bir şekilde çalışabilecek. Bu durumda olan şirket çok.
Denizli’deki Tümteks, Boyasan, Örsa gibi…
Bunlar tabii eski defterler ve krizden çok daha önce ortaya çıkan örnekler. Şimdi de yenileri çok etkilendi.
İSTANBUL YAKLAŞIMI’NDAN YARARLANACAKLARIN ÖZELLİKLERİ
Bu süreçten yararlanacak firmaların nasıl bir özellik taşıması gerekiyor? Sizin için temel kriterler nedir?
Birincisi, varlığını sürdürebiliyor olması gerekiyor. Bir taraftan varlığını sürdürürken, o makul süreç içerisinde bankalara olan yükümlüklerini yerine getirebilecek bir fon yaratma kabiliyetinde de olmalı... İşte bu nokta, bir projeksiyon meselesi.
Biz bankalar olarak bu projeksiyonu nasıl yapacağız? Önce bir kesit alacağız, fotoğrafını çekeceğiz. Mevcut mali verilerini, mevcut durumuyla değerlendireceğiz. Bu resmi aldıktan sonra, nakit akımı projeksiyonları yapacağız. O projeksiyonlara göre, hangi faiz oranıyla, nasıl bir kombinasyonla firmanın düze çıkacağına bakacağız. Burada firmanın sınıfı geçmesi gerekiyor.
Nakit akım projeksiyonlarıyla bir yere varamıyorsak, o firma, böyle bir programın konusu olamaz. Burada çok açık bir şey var. Nakit akımını etkileyecek unsurları tabii ki devreye koymaya çalışacağız. Arada bir gayrimenkul satışı, firmanın nakit akımını rahatlatacak bir görüntü sergiliyorsa, bunların hepsi kullanılacak. Ama buna rağmen ortaya bir pozitif görüntü çıkmıyorsa, o zaman bu süreç çalışmayacak. Sonuçta bizim için temel kriterler bunlardır ve firmanın büyüklüğü veya küçüklüğüyle ilgisi yoktur.
Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?